Sadi-s

Mide – İnce Bağırsak Bypass Ameliyatları Hangileri?

mide bagirsak bypass ameliyatlari

Obezite ameliyatları üç tiptir; mide hacmini küçülten, mideye müdahele etmeden yiyecek girişini kısıtlayan (tıbbi ismi ne bilmiyorum) ve hem mide hacmini küçültüp hem de bağırsakları bypass eden ameliyatlar.

Tüp mide ameliyatı ve mide katlama ameliyatı sadece midenin hacmini küçülten ameliyatlardır ve bu ameliyatlarda bağırsaklarda herhangi bir bypass ya da kısaltma yapılmaz. Yediklerinizi olduğu gibi sindirirsiniz, emilim kısıtlayıcı ameliyatlar değildirler.

Mide kelepçesi ve mide balonu gibi ameliyatlarda midenin hacmi küçültülmez, yani midenin şekli korunur, sadece yiyeceklerin mideye girişi kısıtlanarak kilo verilmesi amaçlanır.

Aşağıdaki liste de benim olduğum SADI-S (ya da diğer adıyla Loop Duodenal Switch, Modified Duodenal Switch veya Single Anastomosis Duodenal Switch – Tek Anastomozlu Duodenal Switch) ameliyatı ve diğer mide-ince bağırsak ameliyatlarının detaylarını açıklamaktadır. Obezite cerrahisi dendiğinde benim aklıma artık sadece bypass ameliyatları geliyor. Tüp mide ameliyatı ne kadar yaygın olsa da bağırsak bypass’lı ameliyatların uzun süreli kilo korumadaki etkinliği daha fazladır.


Mide – İnce Bağırsak Bypassları

Mini Gastrik Bypass:
Son yıllarda gittikçe yaygınlaşan kullanım alanıyla tercih edilen bir bypass türüdür. R-Y Gastrik Bypassdan farklı özelliği ise, tek anastomoz uygulanmasıdır. Kısmen daha kolay uygulandığı için tercih edilmektedir.

R-Y Gastrik Bypass:
Mini Gastrik Bypassdan farkı, safra reflüsünü engelleyen bir safra saptırıcı bağlantı taşımasıdır.

DuodenoJejunal Bypass:
Switch ameliyatının bir türüdür. Duodenal Switch’e nazaran, daha az emilim sınırlaması yapar. Fakat midenin fizyolojisini koruyan “Tüp Mide” formunda bir mide bırakır. Mide çıkışında ki pilor kası tüm işlevi ile korunur. Geride kör olarak isimlendirilen bir mide bırakılmaz. Mide uyarılmasını sağlayan vagus sinirleri tamamen korunur. Bu özellikleri ile Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatlarından daha iyidir.

Biliopankreatik Diversiyon:
Nicholas Scopinaro tarafından geliştirilen bu yöntem Scopinaro ameliyatı olarak da isimlendirilir. Midenin alt 2/3 kısmı alınır. İnce bağırsağın son 250 cm’i bu üst mideye eklenir. Geride endoskopi kontrolüne uygun bir mide olur. Fakat pilor kası ortadan kaldırılır. Metabolik etkinliği en güçlü obezite cerrahisi ameliyatlarından biridir.

Duodenal Switch:
Biliopankreatik Diversiyon ameliyatının, Tüp Modeli türüdür. Scopinaro ameliyatı ile kıyaslanabilecek güçtedir. Fakat pilor kası ve vagus sinirleri fizyolojik açıdan tümden muhafaza edilir. En seçkin Obezite Cerrahisi yöntemidir.

SADI-S (Single Anastomosis Duodenoİleal Bypass with Sleeve Gastrectomy):
Tek anastomoz ile Duodenal Switch ameliyatının yapılmasıdır. Ameliyat süresi oldukça kısadır. Mezenterik açıklık olmaz. Duodenal Switch ameliyatında olduğu gibi, midenin fizyolojisini koruyan “Tüp Mide” formunda bir mide bırakır. Mide çıkışında ki pilor kası tüm işlevi ile korunur. Geride kapalı (ya da kör olarak adlandırılan) bir mide bırakılmaz. Mide uyarılmasını sağlayan vagus sinirleri tamamen korunur. Bu özellikleri ile Mini Gatrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatlarından üstündür.

Kaynak: http://www.tugruldemirel.com/obezite-cerrahisi-ile-obezite-tedavisi

En İyi Obezite Ameliyatı Hangisi?

en iyi obezite ameliyati

Hemen cevap vereyim: Hiçbiri. Eğer bu soruya kesin ve net bir yanıt arıyorsanız bir mucize bekliyor olmalısınız. Mucizevi sonuçları olsa da hiçbir obezite ameliyatı mükemmel değildir, hepsinin kusurları vardır. Evet bazıları diğerlerine göre daha üstün özellikler taşıyor olabilir, bu da bir gerçek. Ama bu 5 dil bilen birinin bilmeyen birine göre daha iyi bir insan olduğu anlamına gelmemesi gibi bir şey. Üstünlükler bir ameliyatı daha iyi yapmıyor bana kalırsa; sadece daha tercih edilir kılıyor.

Her obezite ameliyatı temelde aynı olsa da, farklılıklar gösterir. Burada elde etmek istediğiniz sonuçlar ve karşılığında ödeyeceğiniz bedeller belirleyici oluyor. Hayat tarzınızda ne kadar değişiklik yapabileceksiniz, ameliyatın kısa ve uzun vadeli gerekliliklerini yerine getirebilecek misiniz, ameliyatın maddi yükünü karşılayabilecek misiniz… gibi sorulara cevap vererek, sizin için en doğru ameliyatı seçebilirsiniz.

Bir arkadaşınız ya da komşunuzun görümcesi X ameliyatı oldu diye, siz de hemen mağazadan tişört alır gibi o ameliyatı yaptırmak üzere bir doktorun kapısını çalmayın. Önce araştırın. Burada araştırmadan ne anlamanız gerektiği önemli. Şu kadar ayda şu kadar kilo vermek belirleyici bir ölçü değildir. Sakın bu tarz bilgilere ALDANARAK ameliyat olmayın. Herkesin metabolizma hızı, yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, hastalıkları farklıdır ve dolayısıyla kilo verme hızları da farklıdır. Reklamlara kanıp bir ürünü alınca, memnun kalmazsanız iade edebilir ya da kullanmayabilirsiniz. Ama obezite ameliyatının geri dönüşü yok (mide balonu ve mide kelepçesi hariç. ki onlar da artık tavsiye edilen yöntemler değiller, çıkarıldıktan sonra kiloların geri alınma ihtimali diğer obezite cerrahisi yöntemlerine göre çok daha fazla ve başka komplikasyon riskleri de var. bu yazıda ameliyat ismi vermemeye gayret ettim ama kesin olarak bildiğim bir bilgiyi de paylaşmak istedim)

Ameliyatların UZUN vadeli sonuçlarını araştırın. 3-5 yıldan daha fazla ameliyatlı olanlar hakkında bilgi edinin. Türkiye’de kaynak bulamazsanız yabancı kaynakları araştırın. İngilizce’niz yoksa yardım alın. Çekinmeyin. Bu hayati bir konu, üzerinde çok iyi düşünün (bunu hep söylüyorum). Şunu da bilin ki, obezite ameliyatları obeziteye kesin çare değildir. Mucize beklemeyin. İşin içine insan faktörü girince, en başarılı ameliyatların etkisi bile 1-2 sene içinde geçebilir. Bu gerçeği kabullenerek  ameliyat masasına yatın.

Bazı ameliyatlar bazı insanlarda bekledikleri sonuçları vermiyor. Çünkü kısa yoldan zayıflamayı tercih ettikleri için yaşam tarzlarında değişiklik yapmadan çok ani bir kararla ameliyat oluyorlar ve sonra gruplarda ve forumlarda fellik fellik çare arıyorlar, ben ameliyat oldum ama kilo vermem durdu n’apabillirim acil yardım edin diye.. Sonra gelsin metabolizma hızlandıran çaylar, gelsin eski usül diyet listeleri.. E o zaman neden yaptırdınız bu ameliyatı? Çünkü yeteri kadar araştırmadınız, böyle bir sonuçla karşılaşma ihtimalinizin olduğunu hiçkimse size söylemedi. Doktorunuzda azıcık insaf ve vicdan varsa zaten bunu size söyler, mucize yaratmadığını, asıl işin size düştüğünü açık ve net şekilde ifade eder.

Facebook’ta açılan obezite ameliyatları ile ilgili yüzlerce grup ve sayfa var. Gidin insanların kaç kilo verdiğine, ne kadar güzelleştiğine değil, şikayetlerine bakın. Hepsi gerçek ve gerçekleşmesi muhtemel sorunlar. Ve kısa süreli sonuçlara mümkünse imtina etmeyin, 3-5 seneden sonra, hatta 10 seneden sonra ne oluyor onlara bakın. Kısa sürede herkes midesini küçülterek kilo verir. Önemli olan ilerisi. Bakalım o mide öyle kalıyor mu, iştah açılıp börekler çörekler yutulmaya devam ediliyor mu, verilen kilolar geri alınıyor mu.

Olumsuz düşünmek ve sorunlara odaklanmak çözümün bir parçası değildir hiçbir zaman ama söz konusu hayatınızı ve metabolizmanızı tamamen değiştirecek bir ameliyatsa, bu yöntem fayda sağlayabilir. Dediğim gibi, uzun vadeli olumsuz sonuçlara bakın ve işin kozmetik boyutu gözünüzü boyamasın; amacınız kısa sürede çok kilo vermekten fazlası olsun… İşte o zaman sizin için en doğru obezite ameliyatını bulabilirsiniz.

6 Ayda 45 Kilo Verdim!

6 ayda 45 kilo
Sadi-s ameliyatından sonraki 6. ayım dolmak üzere ve artık kilom ikili hanelerde! Ayda ortalama 7.5 kilo vererek toplam 143-98=45 kg vermişim. Neredeyse 50 kilo! Vay canına! (Başkaları daha az ya da daha çok veriyor olabilir, asla kıyaslama yapmayın, herkesin bünyesi farklıdır) Bunu yaşayan ben olsam da hala alışamadım bu fikre inanın. Asla imkan vermezdim bu kadar kiloyu bu kadar kısa sürede vereceğime. Zaten hile yapmışım gibi geliyor çünkü neredeyse hiç spor ve diyet yapmadan verdim 45 kiloyu. (Hiç acıkmadım, hiç zorlanmadım, bir gün olsun pişman olmadım ameliyat olduğuma.) Kilo vermem ne zaman duracak bilmiyorum. Böyle bile kalsam olur gibi geliyor bazen.

Aslında 98 kilo olan bir kadının acilen zayıflaması gerekir ama işte öyle olmuyor. O kadar uzun süre 120 kilonun üzerindeydim ki, şu anki halim inanılmaz zayıf geliyor bana. (Ama bazen de çok şişman hissediyorum. Ruh halime göre değişiyor. Bu normal bir durummuş.) Hatta ailem endişelenmeye bile başladı daha fazla zayıflayacağım diye. Üzgünüm ki zayıflayacağım 🙂 Elimde değil bu. 75 kiloya kadar inerim gibi geliyor.

Şimdiye kadar en zayıf halim 70-75 kg. arasıydı. Tabi ilkokulu saymıyorum. En son orta okulda o kadar zayıftım ve hatırlıyorum da, kendimi hiç güzel bulmazdım. Sıradan hissederdim. İnşallah öyle hissetmem bir daha. Kendimi en güzel bulduğum zamanlarda 95-115 kilo arasında bir yerlerdeydim. Ama şu 140 kiloluk halimdeki fotoğraflarıma bakıyorum da…. Evlerden ırak olsun. Utandım resmen. Nasıl o kadar kilo almayı başarmışım, neden kendime bunu yapmışım diye ÇOK kızdım. Hala daha kızıyorum. Ve çok pişmanım bu ameliyatı 10 sene önce olmadığıma. Belki o zaman olsam tüp mide ameliyatı olacaktım ve şimdiye kadar çoktan geri alacaktım kiloları ama insan kaçırdığı yılları düşünüyor ister istemez…

98 kilo bir kadın olarak bile inanılmaz derecede enerjim ve hareket kabiliyetim arttı. Ve toplum içinde delici bakışlara ve laflara maruz kalmıyorum eskisi gibi. İstediğim kıyafeti alabiliyorum, seçeneklerim %100 arttı. Özgür hissediyorum artık! Sağlığımla ilgili bir sıkıntım yok.

Sadece eskisinden ÇOK daha fazla üşüyorum, tek fark ettiğim değişiklik bu. Oturduğum yerde donuyorum tabiri caizse! Ha bir de 6 ay önce yediğimin 4’te 1’i kadar karbonhidrat (ekmek, pilav, makarna), 2-3 kat daha fazla protein ve tatlı yiyorum. Tatlı isteğim önceki hayatıma oranla arttı nedense. Vücuda yeteri kadar enerji girmiyor diye mi, yoksa ‘nasıl olsa kilo almayacağım, yediğimin 3’te 1’i sindirilyor’ diye düşündüğüm için mi bilemiyorum. Ama eskiden hiç bu kadar tatlı, çikolata vs. yemezdim, orası kesin.

Saç dökülmesi tüm hızıyla devam ediyor bu arada. Hatta ilk dökülen saçlarımın yerine yeni saçlar uzamaya başladı bile. Seyrelmeler çok fazla, saç derim görünüyor ama yapacak bir şey yok. Dert etmiyorum bunu 🙂 Vücudumda sarkmaya başlayan yerler de var. Bunun için de yapacak bir şey yok. Mutlu mesut yaşamaya devam ediyorum…

Tüp Mide ve SADI-S Ameliyatının Farkı

tup mide_sleeve gastrectomy
Türkiye’de çok fazla tüp mide (sleeve gastrectomy) hastası var. Obezite cerrahları tabiri caizse çıtır çerez gibi tüp mide yapıyor ve tüp mide ameliyatını obeziteye kalıcı bir çözümmüş gibi sunuyor. Hayır değil arkadaşlar. Peki ama neden?

Eğer obezseniz midenizi küçültebilirsiniz ama beyniniz hep obez kalacak. Yani tüp mide ameliyatı olsanız da eliniz tatlılara hamurlara gidecek, bunu engellemenin bir yolu yok. Çok sağlam bir iradeniz olması gerekiyor bunun için. Ama zaten biliyoruz ki irademiz biraz daha güçlü olsaydı zaten küçük bir dana kıvamına gelmezdik 🙂 Üzgünüm ama gerçekler acıdır. Ha ben tatlı yemeyin demiyorum ama tüp mide ameliyatı olduysanız ya da olacaksız, tatlı ve abur cubur porsiyonlarınızı minimuma indirin diyorum. Hatta yapabiliyorsanız hiç yemeyin. Çünkü tüp mide ameliyatı olanların yarısı verdiği kiloları geri alıyor. Çünkü bağırsaklar eskisi gibi 6-8 metre kalıyor ve hoop tüm yedikleriniz kana karışıyor ve size löp löp et olarak geri dönüyor. Ama SADI-S ve Duodenal Switch ameliyatlarında bağırsaklarınıza da bypass yapılıyor ve hem tüp mideniz hem de emilim kısıtlayıcı süper güçler kazanan 1,5-2 metre boyunda bir bağırsağınız oluyor.

Bunu SADI-S (Loop Duodenal Switch) ameliyatı olmadan önce araştırmalarımda gördüm ve zaten o yüzden Duodenal Switch beni fazlasıyla çekti! Neden kilo alma ihtimalim olduğunu bile bile tüp mide ameliyatı olayım ki? Tamam, bu ameliyatı olan çok tanıdığım var ve gayet güzel, hatta benden de hızlı kilo veriyorlar. Ama içlerinden ‘keşke DS (Duodenal Switch) olsaydım’ diyenler de yok değil…

Her zaman dediğim gibi, obezite cerrahisi ile ilgili son kararınızı vermeden önce ÇOK çok iyi düşünün ve %100 içinize sinene kadar bekleyin, acele etmeyin. Çünkü bunun geri dönüşü yok! Ben 5 sene bu fikrin olgunlaşmasını bekledim. Bu hayatınızı değiştirecek bir karar. Zaten bu satırları okuyorsanız doğru yoldasınız demektir. Arama sonuçlarında karşınıza çıkan bir blog hayatınızı değiştirebilir 😉

Dr. Tuğrul Demirel‘in asistanı tüp mide ve SADI-S farkını çok güzel özetlemiş. Ben de burada paylaşmak istedim. Eğer daha fazla sorunuz varsa, onunla iletişime geçmek için Facebook sayfasını kullanabilirsiniz.

“Tüp Mide ameliyatı sadece mideyi küçülten bir ameliyattır. SADI-S ameliyatı ise 30 yıldır tüm dünyada uygulanan Duodenal Switch ameliyatının bir formudur. Tüp Mide ile SADI-S arasındaki benzerlik, ikisinde de mide aynı şekilde tüpleştirilerek küçültülmektedir. En büyük fark ise, SADI-S’de bu mide küçültme işlemi, incebarsak bypassı ile güçlendirilmektedir. Bu nedenle Tüp Mide de %40-60 arasında hastada görülen kilo geri alımı SADI-S ameliyatında %1’in altına iner. Yani en etkili obezite cerrahisi yöntemlerinden biridir. Öyle ki çok bildiğiniz gastrik bypass ameliyatı sonrasında kilo geri alımı %35 düzeyindedir. Eğer hastanın gastrik bypass öncesi ilk BMI değeri 60 kg/m2 yani Süper Obezite düzeyinde ise gastrik bypass sonrası kiloların geri gelmesi %60 düzeyine çıkar. Yani her 3 hastadan 2 tanesi kilolarını geri alır. Duodenal Switch ameliyatlarında 22 yıllık takiplerde kilo kaybının korunması %84 gibi çok yüksek oranlardadır.”

SADI-S ameliyatı ile ilgili daha detaylı bilgi almak için şu yazıma göz atabilirsiniz.

Duodenal Switch ve Loop Duodenal Switch’in Farkları

Bugün günlerden Karşıyaka! Ne mi alaka? Verdiğim kilo tamı tamına 35,5 da ondan 🙂 143 – 107.5 = 35.5

Neyse, asıl bahsetmek istediğim SADI-S (Loop Duodenal Switch) ameliyatının Duodenal Switch’ten farkı. Şimdiye kadar edindiğim izlenimlere göre DS, Loop Duodenal Switch’ten daha yaygın ve uzun dönem sonuçları daha çok biliniyor. Evet benim ameliyatım da görünürde Switch ameliyatı ama son yazımda bahsettiğim destek grubunda bile gerçek DS’li (duodenal switchli) olmadığım imasında bulundular. Hayır sorularıma yardımcı oldular elbette kendilerince ama cidden farklı ameliyatlarmış DS ve Loop DS.

Facebook’taki DS’li hastaların grubundan anladığım kadarıyla; DS’li birinin Loop DS’li birinden daha fazla yağ ve proteine ihtiyacı var. Yağ, protein ve karbonhidratları da Loop DS’li birinden daha az sindiriyorlar çünkü kalan bağırsaklarının uzunluğu benimki gibi 250 cm değil 100 cm. Kısaca, benim onlar kadar proteine ihtiyacım yok(muş) ama yağ ve karbonhidratı çok daha dikkatli tüketmem gerekiyor(muş). Muş diyorum çünkü ben kendimi ‘gerçek’ bir DS’li gibi görüyor ve tabiri caizse biraz lakayıt davranıyordum şekerli ve yağlı gıdalar konusunda. ‘Amaaan nasıl olsa sindirilmiyor’ diye…

Kazın ayağı öyle değilmiş işte…

Tamam şimdi güzel kilo veriyorum ama ya kilo vermem ŞAK! diye durusa ve ben de balina gibi karaya oturursam 😀 O yüzden kendi kendime bir söz verdim geçen hafta ve daha çok protein ve daha az karbonhidrat almaya başladım. Etin ve peynirin gözüne vurdum diyebilirim!

Ve şu DS grubunda gördüm ki:

1- DS ameliyatı olursanız (ki tüp mideli arkadaşlarım da bunu söylüyor) bazı günler kendinizi dipsiz kuyu gibi hissedebilir ve tokluk hissinizin kaybolduğunu düşünebilir; bazı günler de canınız hiçbir şey yemek istemeyebilir ve yemek yemek zorunda olduğunuz için telefonunuza alarm kurup, bir görev gibi zorla yemek yiyebilirsiniz. Bu iki uç duygu durumu da çok normalmiş.

2- Ülkemizde obezite ameliyatı olan herkes o kadar duyarlı mı bilmiyorum ama o gruptaki yabancı hastalar yemek konusunda aşırı derecede bilinçli. Yani her peyniri peynirden saymıyorlar. İşlenmiş (pastorize) ve işlenmemiş peynirleri ayrı tutuyor ve her birinden alacakları protein ve kalsiyum oranlarını bilip, ona göre yiyorlar. Ve hatta çoğu DS’li gün içinde aldığı proteini gramı gramına sayıyor! Ve günlük protein shake’lerini aksatmadan içiyorlar.

3- Bu ameliyat GERÇEKTEN riskli. Öyle hikayeler var ki, ölümden dönmüşler. Ve ciddi komplikasyonlar oluşmuş çoğunda. Yaşanan en basit ortak sorunlar saçlarınızın yarısının dökülmesi ve kötü kokulu gaz çıkarma. Malesef benim için de geçerli bunlar. Ama buna da şükür. Bilincini yitirenlerden, bağırsak delinmelerine, fıtıktan reflüye daha neler var 😦

Daha uzun bir zamanım olduğunda, DS ve diğer ameliyatlar arasındaki önemli farkları yazacağım. Ama şunu kesin ve net söyleyebilirim, her ne kadar bu ameliyatlar kişiye özel yapılsa da, en gelişmiş ve en üstün obezite ameliyatı tartışmasız Duodenal Switch’tir. Benim ameliyatım diye demiyorum, en iyisi olduğu için bunu seçtim diyorum 😉 Umarım aradaki farkı anlayabilecek kişilere ulaşabiliyorumdur. Niyetim diğer ameliyatları kötülemek değil kesinlikle; daha iyi bir alternatif olduğunu göstermek. Uzun vadede verdiğiniz kiloları geri almanızı önlemek.

Eğer İngilizce’niz varsa DS ile ilgili istatistiki bilgilere şu siteden erişebilir ve tüm obezite ameliyatları arasındaki farkları bir diagramda kıyaslamalı olarak görmek isterseniz de şu siteye tıklayabilirsiniz. (Önce yukarıdan karşılaştırma yapmak istediğiniz ameliyatları seçmeniz ve chart’ların ortasındaki yeşil çubuğu kaydırmanız yeterli) Şimdiye kadar gördüğüm en başarılı uygulama…

3 Ayda 30 Kilo Verdim!

3 ayda 30 kilo
İlk trimester sona erdi 😛 Bu terim genelde hamilelikte kullanılır değil mi.. Evet hamile değilim ama bu ilk 3 aylık period gerçekten heyecan verici ve süprizlerle dolu geçti benim için. Ve tıpkı bir bebek bekler gibi yavaş yavaş bedenimdeki değişimlerin farkına varmaya başladım gün gün. Bu süreçte 1-2 hafta kilo vermem durdu, her gün tartıldığım için biraz da üzülerek takip ettim kilomdaki değişiklikleri, daha doğrusu değişmeyişini (ki bana herkesin dediği bu duraklamayı kafama takmamam ve normal yememe devam etmem gerektiğiydi, nitekim haklı çıktılar ve bir süre sonra kaldığım yerden kilo vermeye devam ettim). Tam 6-7 senedir dolabımda “bir gün mutlaka tekrar bu pantolonun içine gireceğim” diye beklettiğim TÜM pantolonlarım oluyor artık! Tarifsiz bir mutluluk duygusu bu… Bırakın önünün kapanmasını, bacağım bile geçmiyordu çoğundan. Ama artık üniversitedeki bedenimdeyim. Seneye Allah bilir ortaokuldaki bedenime dönerim 😀 Şaka gibi…

Aslında 3 ayda 29 kilo verdim, ama aramızda 1 kilonun lafı mı olur 😀 O yüzden 30 verdim diye şartlıyorum ben beynimi şu anda! Tam olarak 10 günde 10, 15 günde 20, 30 günde 30 kilo verdim. Kabaca her ay 10 kilo vermiş oldum! Wow… Bu HALA bana bir mucize gibi geliyor! Ve çoook çok çok müteşekkirim doktorlarıma ve verdiğim bu karara!

Ama kendime kızdığım iki şey var:

1- Hala “sweet tooth” uma engel olamıyorum çoğu zaman. Canım çekmese bile midemden değil ama beynimden gelen şeker açlığına yenik düşüyorum ve ne yazık ki yediğim şeyin tadından o anda hoşlanmasan bile sırf canım çekti diye yiyorum! İşte bu hep bahsedilen, kafanızın içinde yaşayan o küçük obez sesten geliyor! Midenin açlık hormonu salgılayan kısmı alınmış olabilir ama beyninizdeki açlığı dindirmenin başka bir yolunu bulmak zorundasınız!

2- Spor yapmıyorum! 😦 Bunun bir açıklaması ya da bahanesi olamaz. O yüzden utanıyorum ve konuyu kapatıp ufak adımlarla buradan uzaklaşıyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki, bu bana pahalıya patlayabilir. Cildim sarkıyor çünkü. Bu bir gerçek. Gözle görünür bir gerçek! Bunu önlemek ya da asgari seviyeye getirmek için artık popomu kaldırmam lazım…

Loop Duodenal Switch (SADIS) Nedir – Op. Dr. Tuğrul DEMİREL

SADI-S operation

Aşağıdaki bilgiler Dr. Tuğrul Demirel’in sitesinden alınmıştır ama yukarıdaki illüstrasyon Op. Dr. Murat Üstün‘e aittir. Evet benim doktorum Tuğrul Demirel ama benim amacım hiçkimsenin reklamını yapmak değil, sadece bilgi vermek ve benim durumumda olanlara yardımcı olmak. (Dr. Tuğrul Demirel (Diasurg)‘i çok seviyorum ve ondan daha iyi bir doktor bulabileceğinizi de sanmıyorum ama sonuçta karar sizin. Bu ameliyatı olacaksanız mutlaka doktorunuzu iyi seçin ve daha önce opere ettiği hastalarıyla birebir konuşmak için doktorunuzdan izin isteyin ve aklınızdaki HER soruyu mutlaka önce doktorunuza, sonra bizzat bunu yaşayanlara sorun. Doktor bile bir yere kadar empati kurabiliyor. Hastanın halinden en iyi yine başka bir hasta anlıyor. Ve kesinlikle gözüm kapalı tavsiye ediyorum bu ameliyatı morbid obezlere, çok geç olmadan hayatınızı geri kazanın ve ne yapın edin ameliyat olun. İnanın hiç korkulacak bir şey yok. Ameliyat öncesi ve sonrası deneyimlerimi şurada paylaştım)

MORBİD OBEZİTE ve SÜPER OBEZİTE CERRAHİSİNDE en etkili metodlardan bir tanesi: SADİ-S AMELİYATI

 

SADİ-S Single Anastomosis Duodeno-Ileal Bypass adının kısaltılmış halidir. Klasik Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch ameliyatının daha basitleştirilmiş formudur. Duodenal Switch ameliyatında safrayı saptıran ikinci bir bağlantı yapılırken, SADİ-S ameliyatında, incebağırsakların son üçte birlik kısmı, doğrudan ve kesilmeden, mide çıkışına bağlanır. Anatomik şekil olarak Mini Gastrik Bypass ameliyatına benzesede, Mini Gastrik Bypass ameliyatından her açıdan çok daha üstün ve konforludur. 

 

SADİ-S (LOOP DUODENAL SWİTCH) AMELİYATININ ÜSTÜNLÜKLERİ:

 

Öncelikle SADİ-S Ameliyatının,  Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından en önemli farkı,  SADİ-S  ameliyatında geride kör mide bırakılmamasıdır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, mide eşit olmayan iki parçaya bölünür. Yemek borusunun komşuluğunda çok küçük bir mide aktif olarak kullanımda bırakılır ve bu küçük mideye aşağıdan çekilen ince bağırsak bağlantısı yapılır. Bu nedenle, midenin asıl büyük kısmı, tamamen kapalı olarak içeride atıl halde bırakılır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, içeride işlevsiz olarak bırakılan bu mide bölümüne, ileride oluşabilecek hiçbir sorun için, endoskopi yoluyla bakmak olanağı olmaz. Çünkü yemek borusunun bu kalan mideyle bağlantısı kesilmiş olmaktadır. Oysa içeride kalan bu midede strese bağlı gastrit olabilir, ülserler çıkabilir hatta kanser olabilir. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında bu durumlardan her hangi biri için bile erken tanı yada endoskopik tedavi olanağı tamamen ortadan kaldırılır.

 

Bunlardan başka, Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, midenin uyarılmasını, sağlıklı çalışmasını, boşalma faaliyetini ve asit salgısını düzenleyen, “VAGUS” sinirleri ve mideye dağılan lifleri, kesilir. Geride işlevsiz bırakılan büyük midenin böylece, sinirsel uyarısı da bloke edilmiş olur.

 

Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında mide çıkışını kontrol eden, midenin erken boşalmasını veya ince bağırsaklardan mideye safralı içerik kaçmasını engelleyen “PİLOR KASI” işlevsiz hale gelir. Çünkü Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında PİLOR KASI’da bypass edilir. Ayrıca PİLOR Kasının etkin çalışabilmesi için gerekli olan VAGUS sinirlerinin, Pilor Kasına giden lifleride bu mide bypasslarında kesildiğinden, kas fonksiyonel olarak da yetersizlik içine sokulmuş olur.

 

Özellikle Mini Gastrik Bypass ameliyatında, mide ile ince bağırsak arasında yapılan bağlantıdan, bol miktarda safra devamlı aktığı için, bu bağlantıda “Anastomoz Ülseri” dediğimiz ülserli yaralar daha sık görülür. Çünkü midemiz normalde az miktar safra reflüsüne karşı kendisini koruyabilir. Bunun için yeterli donanıma sahiptir. Bir kere ameliyatsız midenin hacmi ve mide öz suyu salgısı büyüktür ve içine gelen safralı içeriği rahatça kontrol edebilir. Ayrıca normal mide çıkışında bulunan ve Vagus sinirleri ile tam olarak uyarılan PİLOR KASI, normalde ameliyatsız mideye aşırı safra kaçağını engeller.

 

Oysa Mini Gastrik Bypass ameliyatında

 

1. Aktif mide öncekine kıyasla çok küçük hacime ufaltılır.
2. Mide hacmi çok küçüldüğü için mide öz salgısıda o bölümde aşırı azalır.
3. İnce Bağırsak ile yapılan bağlantı stapler ile ve çok geniş yapıldığındanve pilor kasını bypass ettiğinden,  yukarıdan gelen safra, o küçük mideyi yıkayarak aşağıya devam etmek zorunda kalır.
4. Hem mide hacimi küçüldüğünden, hem küçülen midenin safrayı bertaraf etmesi beklenen öz salgısı azaldığından, hem de ameliyatsız halde aktif çalışan Pilor Kasının, Mini Gastrik Bypass ile işlevsizleştirilmesi nedeniyle, ameliyat öncesine göre orantısız şekilde artan safra reflüsünün neticesi, çok daha yüksek ülser riskidir.

 

Aşağıdaki Op. Dr. Tuğrul Demirel’e ait SADI-S ameliyatı çizimi. Burada midenin alınan kısmını daha net görebiliyorsunuz.

SADI-S ameliyatı

 

SADİ-S AMELİYATININ (LOOP Duodenal Switch) AVANTAJLARI:
1. Midenin dış kısmı çıkartılır ve içeride bırakılmaz.
2. Mide tüpleştirlerek kısmen küçültülür. Midenin uzunlamasına yapısı korunur.
3. Mideyi sinirsel olarak uyaran “VAGUS SİNİRLERİ” tamamen korunur. 
4. Mide çıkışını kontrol eden “PİLOR KASI” tüm işlevleri ile korunur. 
5. Aşağıdan getirilen ince bağırsak, mideye değil, Pilor kasından sonraki başka bir ince bağırsak bölümüne bağlanır.
6. Yapılan bağlantının her iki tarafı da safra ile temasa göre farklılaşmış ince bağırsak olduğundan, “ANASTOMOZ ÜLSERİ” HİÇ GÖRÜLMEZ. 
7. Mide hacmi çok geniş bırakılır. Yemek porsiyonları hiçbir obezite cerrahisi ameliyatı ile kıyaslanmayacak kadar fazla ve tatminkar olur.
8. Geride kapalı yada kör mide bırakılmadığı için, bütün Duodenal Switch ameliyatları gibi, SADİ-S ameliyatı sonrasında mide, endoskopik olarak rahatlıkla değerlendirilir.
9. Duodenal Switch ameliyatları, en etkili ve etkisi en kalıcı obezite cerrahisi yöntemleridir.
10. Özellikle morbid obezite ve süper obezite ile birlikte olan Şeker Hastalığının tedavisinde ve bu kontrolün kalıcılığında, Duodenal Switch ameliyatları, Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından bariz olarak üstündür.