Obezite

En İyi Obezite Ameliyatı Hangisi?

en iyi obezite ameliyati

Hemen cevap vereyim: Hiçbiri. Eğer bu soruya kesin ve net bir yanıt arıyorsanız bir mucize bekliyor olmalısınız. Mucizevi sonuçları olsa da hiçbir obezite ameliyatı mükemmel değildir, hepsinin kusurları vardır. Evet bazıları diğerlerine göre daha üstün özellikler taşıyor olabilir, bu da bir gerçek. Ama bu 5 dil bilen birinin bilmeyen birine göre daha iyi bir insan olduğu anlamına gelmemesi gibi bir şey. Üstünlükler bir ameliyatı daha iyi yapmıyor bana kalırsa; sadece daha tercih edilir kılıyor.

Her obezite ameliyatı temelde aynı olsa da, farklılıklar gösterir. Burada elde etmek istediğiniz sonuçlar ve karşılığında ödeyeceğiniz bedeller belirleyici oluyor. Hayat tarzınızda ne kadar değişiklik yapabileceksiniz, ameliyatın kısa ve uzun vadeli gerekliliklerini yerine getirebilecek misiniz, ameliyatın maddi yükünü karşılayabilecek misiniz… gibi sorulara cevap vererek, sizin için en doğru ameliyatı seçebilirsiniz.

Bir arkadaşınız ya da komşunuzun görümcesi X ameliyatı oldu diye, siz de hemen mağazadan tişört alır gibi o ameliyatı yaptırmak üzere bir doktorun kapısını çalmayın. Önce araştırın. Burada araştırmadan ne anlamanız gerektiği önemli. Şu kadar ayda şu kadar kilo vermek belirleyici bir ölçü değildir. Sakın bu tarz bilgilere ALDANARAK ameliyat olmayın. Herkesin metabolizma hızı, yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, hastalıkları farklıdır ve dolayısıyla kilo verme hızları da farklıdır. Reklamlara kanıp bir ürünü alınca, memnun kalmazsanız iade edebilir ya da kullanmayabilirsiniz. Ama obezite ameliyatının geri dönüşü yok (mide balonu ve mide kelepçesi hariç. ki onlar da artık tavsiye edilen yöntemler değiller, çıkarıldıktan sonra kiloların geri alınma ihtimali diğer obezite cerrahisi yöntemlerine göre çok daha fazla ve başka komplikasyon riskleri de var. bu yazıda ameliyat ismi vermemeye gayret ettim ama kesin olarak bildiğim bir bilgiyi de paylaşmak istedim)

Ameliyatların UZUN vadeli sonuçlarını araştırın. 3-5 yıldan daha fazla ameliyatlı olanlar hakkında bilgi edinin. Türkiye’de kaynak bulamazsanız yabancı kaynakları araştırın. İngilizce’niz yoksa yardım alın. Çekinmeyin. Bu hayati bir konu, üzerinde çok iyi düşünün (bunu hep söylüyorum). Şunu da bilin ki, obezite ameliyatları obeziteye kesin çare değildir. Mucize beklemeyin. İşin içine insan faktörü girince, en başarılı ameliyatların etkisi bile 1-2 sene içinde geçebilir. Bu gerçeği kabullenerek  ameliyat masasına yatın.

Bazı ameliyatlar bazı insanlarda bekledikleri sonuçları vermiyor. Çünkü kısa yoldan zayıflamayı tercih ettikleri için yaşam tarzlarında değişiklik yapmadan çok ani bir kararla ameliyat oluyorlar ve sonra gruplarda ve forumlarda fellik fellik çare arıyorlar, ben ameliyat oldum ama kilo vermem durdu n’apabillirim acil yardım edin diye.. Sonra gelsin metabolizma hızlandıran çaylar, gelsin eski usül diyet listeleri.. E o zaman neden yaptırdınız bu ameliyatı? Çünkü yeteri kadar araştırmadınız, böyle bir sonuçla karşılaşma ihtimalinizin olduğunu hiçkimse size söylemedi. Doktorunuzda azıcık insaf ve vicdan varsa zaten bunu size söyler, mucize yaratmadığını, asıl işin size düştüğünü açık ve net şekilde ifade eder.

Facebook’ta açılan obezite ameliyatları ile ilgili yüzlerce grup ve sayfa var. Gidin insanların kaç kilo verdiğine, ne kadar güzelleştiğine değil, şikayetlerine bakın. Hepsi gerçek ve gerçekleşmesi muhtemel sorunlar. Ve kısa süreli sonuçlara mümkünse imtina etmeyin, 3-5 seneden sonra, hatta 10 seneden sonra ne oluyor onlara bakın. Kısa sürede herkes midesini küçülterek kilo verir. Önemli olan ilerisi. Bakalım o mide öyle kalıyor mu, iştah açılıp börekler çörekler yutulmaya devam ediliyor mu, verilen kilolar geri alınıyor mu.

Olumsuz düşünmek ve sorunlara odaklanmak çözümün bir parçası değildir hiçbir zaman ama söz konusu hayatınızı ve metabolizmanızı tamamen değiştirecek bir ameliyatsa, bu yöntem fayda sağlayabilir. Dediğim gibi, uzun vadeli olumsuz sonuçlara bakın ve işin kozmetik boyutu gözünüzü boyamasın; amacınız kısa sürede çok kilo vermekten fazlası olsun… İşte o zaman sizin için en doğru obezite ameliyatını bulabilirsiniz.

Reklamlar

Diyet Yapmayı Bırakın!

obezite kader degildir
Bu aralar blogdan çok Twitter hesabıma yazıyorum. Çünkü daha önce de dediğim gibi, kendimi tekrarlamak istemiyorum ve sadece yeni bir gelişme olduğunda yazıyorum bloga. Tweet atarken fark ediyorum ki ben çok dolmuşum bu şişmanlık konusunda. Gereğinden fazla hem de. Çünkü tahmin edersiniz ki, yılların verdiği kızgınlık ve pişmanlık var üzerimde. Şu anda bunları yazmaktaki tek amacım benim gibi hayatı boyunca kilolarından çok çekmiş kişilere yardım etmek, yok göstermek, obezite kader değildir demek!

Neden kendime böyle bir misyon edindim bilmiyorum ama ben her zaman insanlara yardım etmeyi seven biri oldum. Ve çoğu şişman insan gibi -en azından benim tanıdığım- kiloları hakkında rahat konuşabilen biri değildim, hiç olmadım, hala daha değilim! Benim için dünyanın en hassas konusu bu. Belki de yıllarca konuşamadığım şeyleri şimdi kelimelere dökerek rahatlıyorum. Ama obezite ameliyatı olmasaydım ASLA konuşamazdım bunları. Çünkü diyet yapmaktan hep utandım! Asla diyet yaptığımı çaktırmamak istedim etrafa.

Ailem bile bu konuda ne kadar hassas olduğumu bildiği için yıllarca en ufak yorum bile yapmadı kilolarım hakkında. Yaptıkları zaman da sert bir tepkiyle karşılaştılar. Ben asla şişman olmak istemedim. Bu genlerle doğdum, bu genlerle büyüdüm ve hiçbir zaman kurtulamadım. Ailemin %90’ı şişman. Genetik olarak şanssız ve 1-0 yenik başladım ben bu hayata. İnsanların gördüğü ‘şişman kız’dan ÇOK daha fazlasıydım ama asla bunu anlatamadım. Çoğu zaten bilmek istemedi. Şimdi burada duygusal travmalarımdan bahsetmek istemiyorum ama inanın mutlu bir şişman yok şu dünyada. Ben mutluydum sanırdım. Kendimle barışık olduğumu sanırdım. Öyleydim belki de, çünkü kendi kendimi buna inandırmıştım. Beyin çok güçlü bir organ sahiden de, çok kolay kanıyor kendi yalanlarına.

obezite cerrahisi blogu
Of neyse, ne diyordum ben… 🙂 Blogda yazabileceğim, çok fazla özel olmayan her şeyi paylaşmak istiyorum tercih ettiğim obezite cerrahisi ve bununla ilgili. Diyet ile kilo veremezsiniz demiyorum, hobi olarak yine verin ama eğer şişmanlığınız genetikse, hayatınızı diyet yaparak harcamayın. Siz de biliyorsunuz ki verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alacaksınız… Siz de benim gibi ‘Keşke 10 sene önce ameliyat olsaydım’ dememek için para biriktirmeye başlayın ya da kredi çekin obezite cerrahisi için… Çünkü sürekli 20 kilo verip 30 kilo geri alarak metabolizmanızı yalama ediyorsunuz… Bir sonraki diyete daha büyük bir umutsuzluk ile başlıyor ve daha zor kilo veriyorsunuz… Ve sonra n’oluyor? 5-6 ay içinde o kiloları geri alıyorsunuz. Yazık değil mi verdiğiniz emeğe, harcadığınız vakite?

Obezite Cerrahisinde Destek Grupları Neden Önemli?

obezite cerrahisinde destek grupları

2006 yılında üniversiteden mezun olduğum yıl obezite ameliyatlarını araştırmaya başlamış ama ameliyat olmaya 2014 ocak ayında karar vermiştim. 10 yıla yakın düşündüm yani. Çok araştırdım. İngilizce ve Türkçe bulabildiğim her kaynağı okudum. Obezite ameliyatı olmuş insanların bir araya geldiği forumlara üye oldum, buluşmalarına katıldım, aklıma gelen her şeyi sordum… Hatta çok iyi hatırlıyorum, Türkiye’de ilk Gastric Bypass ameliyatı olan kızla da bizzat tanışmıştım.

Demeye çalıştığım, midenizin üçte ikisini aldırmak, öyle bir gecede alabileceğiniz bir karar değil. Olmamalı da. ‘Of yeter ben diyet yapmaktan sıkıldım, ameliyat olacağım!’ diye gecenin 3’ünde bir hezeyan anında alınmamalı bu karar. Tüm hayatınızı değiştiren, ciddi bir ameliyat bu. Ve tüm önemli kararlar gibi, sizden daha deneyimli olanların fikirlerine danışılarak verilmesi, daha doğru olur.

Tıpkı benim ameliyat öncesi doktorumun diğer hastalarıyla telefonda konuşarak aklımdaki tüm soru işaretlerini gidermem ve ameliyattan saatler önce bile hastaneden taburcu olmak üzere olan başka bir hastasıyla son endişelerimi paylaşmam gibi… Böyle hassas ve önemli bir konuda, manevi destek çok büyük bir ihtiyaç. Çünkü tamamen yabancı olduğunuz yeni bir dünya bu. İster benim gibi yıllardır araştırıyor olun, ister bugün Duodenal Switch’in ne olduğunu öğrenmiş olun; her gün yeni bir şey öğrenmeye devam edeceksiniz -tabi isterseniz-. Ben şahsen büyük bir zevkle yapıyorum bunu… Bilgi almak kadar vermek de hoşuma gidiyor. Zaten ameliyat öncesi ve sonrası desteğin ne kadar önemli olduğunu bildiğim için bu blogu açtım 🙂

Peki nerede bu obezite destek grupları?

Eskiden forumlar vardı, şimdi Facebook var. Onlarca obezite destek grubu var Facebook’ta ama hepsi tarafsız değil. Nasıl mı? Çünkü çoğu grup, obezite cerrahisi doktorları tarafından açılan ve onların asistanları tarafından yönetilen gruplar. Ve ne yazık ki -tarafsız görünmeye çalışsalar da- kendi uyguladıkları prosedürler hariç diğer ameliyat türleri hakkında konuşulmasını bile istemedikleri grupları var. Nereden mi biliyorum? Çünkü geçtiğimiz kış aylarında bu ameliyatı olmaya karar vermişken, H… C…’un destek grubuna katıldım. Yazdım çizdim sordum ettim, amacım daha çok bilgi sahibi olmaktı. Daha doktoruma karar vermemiştim. Hangi ameliyatı olmam gerektiğini düşünüyordum hatta o zamanlar.

Ve Duodenal Switch (DS) ameliyatını keşfettim! Tabi ki ilk önce üye olduğum obezite grubunda bunu sordum. Nedir bu ameliyat, kim yapar, H. Bey yapıyor mu vs. diye bir soru sordum. A-ah bir de ne göreyim, sorum silindi gruptan! Ama neden? Bir kuralı mı ihlal etmiştim? Yoo hayır. Nedenini asistanına sorunca anladım ki H. Bey bu ameliyatı yapmıyor ve yapmadığı için de sayfasında yayınlansın istemiyor… Tercih onun tabi ama bu tavır hiç samimi gelmemişti bana. Sen orada potansiyel müşteri arıyormuşsun anlaşıldı deyip, gruptan çıkmıştım. Arkasından Tuğrul hocayı keşfettim zaten ve gerisi geldi…

Bu arada benim de üye olduğum bir destek grubu var, adı Obezitem.com. Pek çok üyesiyle tanıştım ve sık sık yazışıyoruz Facebook’ta, ya da telefonda görüşüyoruz. Herkesten yeni bir şeyler öğreniyorum. Geçen gün de beni Amerika’da yaşayan DS’li bir hanımefendinin açtığı destek grubuna üye yaptı doktorum sağolsun. Grubun adı Duodenal Switch Patients. İngilizce’niz varsa mutlaka üye olun. ‘Ben bile çok şey öğreniyorum’ dediğinde şaşırmıştım ama gerçekten de öyle. İki gündür yorumları inceliyorum ve her hastanın birbirinden farklı olduğunu ama yine de ne kadar çok ortak yönü olduğunu görünce mutlu oluyorum. Bu yolculukta hiçbirimiz yalnız değiliz. Dünyada milyonlarca obezite hastası var ve yüzbinlercesi de ameliyatlı. Geriye deneyimlerden ders çıkarmak kalıyor…

Destek gruplarından öğrendiklerimi paylaşacağım sizinle de 😉 Bir sonraki yazıda artık…

Kilo Vermek Ya Da Vermemek, İşte Bütün Mesele Bu…

tartı

40 numara olan ayaklarım 4 ayda küçüldüler! 39 numara oldu mu bilmiyorum ama bütün ayakkabılarımın artık bol geldiğini biliyorum. Dövmelerim bile küçüldü 😀 Parmaklarım da inceldi; alyansımı bazen yüzük parmağıma değil de orta parmağıma takmak zorunda kalıyorum! 2013’ten itibaren aldığım hiçbir pantolon artık olmuyor. Küçülen kıyafetlerinizi sakın atmayın, lazım olacak.

Kabızlık çekiyor ya da ‘çıkarken’ zorlanıyorsanız yağlı yiyecekler yiyin; mucizevi şekilde hemen fayda ediyor. Doktorumun tavsiyesiydi, işe yaradı.

• Obezite ameliyatı olduysanız, elinizin ayarını kalibre etmeniz gerekiyor ki benim gibi kazanla yemek yapmaya devam etmeyin! Ne yazık ki bu aralar evde en çok yemek atılıyor, çünkü alışkanlıkla çok miktarda yapıyorum ve yenmedikleri için bozuluyorlar – ki en nefret ettiğim şey yemek atmak, bayat ekmekleri bile n’apar eder kullanırım normalde. Bilmem söyledim mi önceden ama kendime taktığım lakap ‘yarım porsiyon’. Daha fazlasını yiyemiyorsunuz çünkü. Sevgili doktorum Tuğrul Demirel’in söylediğine göre bir hastası 1,5 porsiyon tavuk şiş yiyebiliyormuş. E maşallah ona 😀 Mide zamanla büyüyor tabi…

  Yine doktorumun dediğine göre Gastric Bypass olanların 20 sene sonra kilolarını koruma oranı %40 iken, Duodenal Switch olanların %84’ü zayıf kalabiliyormuş. İşte tam da bu yüzden ameliyat tercihi yaparken uzun vadeli düşünmeniz gerekir. Özellikle de gençseniz. Ameliyattan 5-10 sene sonra tekrar kilo alma riskiniz varsa hiç ameliyat olmayın daha iyi… Benim doktorum Gastric Bypass yapmıyor. Çünkü daha etkili ve daha başarılı ameliyatlar var! Yaptığı en basit ameliyat tüp mide. Ama onun da avantajlarını ve dezavantajlarını hastalarını detaylıca anlatıyor. Tercih size kalıyor sonra. Benim tavsiyem -eğer çok yüksek VKİ’niz varsa- mutlaka Duodenal Switch olmanız. Tereddütsüz.

  Şu anki VKİ’m, yani Vücut Kitle İndeksim 37.2. Ameliyattan önce 48.3’tü! Yani eskiden morbid -ölümcül- obezdim, artık sadece obezim. İdeal kilom 70. Şu anda 110 kiloyum. 33 kilo verdim, geriye 40 kilocuk kaldı 😛

Vücut Kitle İndeksi Değerleri Ne İfade Ediyor?

18.5 kg / m²’nin altında olanlar – Zayıf
18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar – Normal kilolu
25-29.9 kg / m² arasında olanlar – Fazla kilolu
30-39.9 kg / m² arasında olanlar – Obez (şişman)
40 kg / m²’nin üzerinde olanlar – İleri derecede obez (Morbid obez)

Siz de kendi VKİ’nizi obezitem.com sitesinden hesaplayabilirsiniz.

Ama yine de sosyal mesaj vermeden geçemeyeceğim. Siz tartıdaki sayı değilsiniz, kim olduğunuzu belirlemiyor orada gördüğünüz sayı! Az önce vermem gereken kiloyu hesaplarken bir kez daha fark ettim. Ne kadar kilo vermem ‘gerektiği’ umrumda değil 🙂 Doktoruma da geçen gün onu dedim, ben böyle kalsam da olur, kendimi çok iyi hissediyorum. Bu ameliyatı zayıflamak değil sağlıklı olmak için oldum. İlk motivasyonum buydu. Merdivenleri kolay çıkmak, yürüyüşe çıktığımda tıknefes olmamak, oturup kalkarken rahat etmek, hareket özgürlüğümü geri kazanmak, diz ağrısı çekmemek ve ailemde de mevcut olan tansiyon, şeker vb. hastalıklara ileride yakalanmamak için ameliyat oldum. Lütfen kilo vermeyi bir obsesyon haline getirmeyin. İnanın siz böyle de çok güzelsiniz. Sadece sağlığınızı düşünün. Çünkü sağlıklı olmadıktan sonra 36 beden olmak hiçbir işe yaramaz… 🙂

Su İçmemek Şişmanlatıyormuş!

su içmemek şişmanlatıyor

Bugün 3. ay kan tahlili sonuçlarımı doktoruma götürdüm, doğru yolda mıyım n’oluyor diye. Her şey yolundaymış, turp gibiyim maşallah. öyle de hissediyorum zaten. Hiçbir sıkıntım yok. İlaçlarımı almaya aynen devam. Çinkom biraz fazla çıktı ama sorun değilmiş. Kolesterolüm de üst sınırın biraz üzerinde, 220 civarı ama bu sonuç da normalmiş. Kan yağları değerlerinde 6-8 ay boyunca dalgalanma olurmuş.

Yalnızca biraz daha su içmem gerekiyor çünkü su içmemek kilo aldırıyormuş! Bunu bugün doktorum söyledi valla. Biliyordum ama insanın bazen tekrar duyması gerekiyor. Şahsen de tanıdığım ve çok sevdiğim detoks uzmanı Gül Kaynak’ın su içmemekle ilgili çok güzel bir yazısı var. Bence kendinize bir bardak su koyun ve bu yazıyı okuyun 🙂

Not: Bir bardak suyun içine bir çay kaşığı karbonat (ya da İngiliz karbonatı) koyarsanız su daha yumuşak içimli, daha alkali ve daha sağlıklı olacaktır. Bu da Gül hanımdan öğrendiğim bir taktik. Ama yine de kullanmadan önce doktorunuza danışmanızı öneririm.

Su İçmemek Şişmanlatır Mı?

Yetince su olmadan yeterince enerjiye sahip olamayız ve güçsüz hissederiz. Yapılan çalışmalar su oranındaki %3’lük bir düşüşün, kas gücünde %10 azalma, hızda %8 düşme ve daha düşük kas dayanıklılığına yol açtığını göstermektedir.

Kronik olarak dehidre, yani sağlık uzmanları tarafından önerilen miktar olan günde minimum 2 litre suyu içmeyen %75’in arasında mısınız? 

Maalesef günümüzde çoğu insan günlük ortalama 1 litre sıvı alıyor; bunun da çoğu asidik içeceklerden yani çay, kahve ve meşrubattan, ki bunlar aslında vücudun suyunu çalıyor. Amerika’daki Cornell Tıp Beslenme Merkezi’nin yaptığı bir ankette katılımcıların %10’u gün içinde hiç su içmediklerini belirtmiş!

Sağlıklı bir insanın vücut ağırlığının %70’i sudur. Kaslarımızın ve kalbimizin %75’i, beynimizin ve böbreklerimizin %83’ü, akciğerlerimizin %86’sı ve gözlerimizin %95’i sudan oluşur. Kemiklerimizin bile %22’si sudur! Eğer yeterince su içmezsek – ki çoğumuz içmiyoruz – veya yanlış içecekler tüketirsek vücut sağlığımızı riske atarız.

Ortalama bir yetişkin gün içinde terleme, idrar, hareket, hatta uyku yolu ile 2,5-3 litre sıvı kaybeder ve bu yerine konmazsa vücut susuz kalır.

Yeterince su içmemek bizi öncelikle yorgun yapacaktır; gün içindeki yorgunlukların bir numaralı sebebi su eksikliğidir. Yetince su olmadan yeterince enerjiye sahip olamayız ve güçsüz hissederiz. Yapılan çalışmalar su oranındaki %3’lük bir düşüşün, kas gücünde %10 azalma, hızda %8 düşme ve daha düşük kas dayanıklılığına yol açtığını göstermektedir.

%4’lük su kaybına ulaştığımızda ise baş dönmeleri hissederiz ve fiziksel güç kapasitemizde %30’luk bir güç kaybı oluşur. Bir puan daha düşünce büyük ihtimalle konsantrasyon bozukluğu, uyuşukluk ve baş ağrısı yaşarız.

Susuzluk düşünce bozukluğuna, kısa süreli hafıza problemlerine, kendimizi sözlü olarak ifade etmemizde zorlanmaya ve odaklanma problemlerine yol açabilir. Belki de hafıza zayıflaması zannettiğiniz, günlük su tüketiminizin azlığı ile alakalıdır!

Bu liste uzayıp gidiyor; baş dönmesi, el ve ayak soğukluğu, huzursuzluk, asabiyet, depresyon, şeker tüketme isteği, kramplar, mide ekşimesi, eklem ve sırt ağrıları, migren, kabızlık… Uzun süreli kronik susuzluk ise obezite, kalp hastalıkları, kanser gibi daha ciddi hastalıkların sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Eğer vücudun suyunun %15-20’sini kaybedersek, yaşamımız direk olarak tehlikeye girebilir. Kısacası su eksikliği bizi öldürebilir!

Öte yandan sağlığımızla ne kadar ilgiliyiz tartışılır! İçimde uyuyan “mühendisi” uyandırarak verdiğim bunca istatistik ve bol rakamlı bilgiyi aldığım “Zayıflamada PH Mucizesi” kitabının yazarı Dr Robert Young’tan PH eğitimi almak için San Diego’daki merkezine gittiğimde, biz öğrencilere ilk söylediği: “Aslında kitabımın adı Sağlıkta PH Mucizesi olacaktı, ama editörüm büyük bir çoğunluğun sağlıkla değil de zayıflamak ile ilgilendiğini söyledi, bizde kitabın adını değiştirmek zorunda kaldık…” idi!

İngilizcede “You can never be too thin or too rich.” – “Hiçbir zaman yeterince zayıf veya yeterince zengin olamazsınız.” sözü çok üzücü ama belki de günümüzde insanoğlunun bir türlü tatmin olamama sıkıntısını açıkça anlatıyor.

O zaman oyunu kurallarına göre oynayalım: Evet eğer yeterince su içmezsek şişmanlarız! Bu kadar basit. Hafif susuzluk bile metabolizmamızı %3 oranında yavaşlatır. Vücudumuzun susuzluk işaretlerine gözümüz o kadar kapalıdır ki, susadığımızda acıktığımızı zannedip hemen ağzımıza yiyecek bir şeyler atarız. Yani, yeterince su içmezsek, gereğinden fazla yeriz. Ayrıca yeterince su almazsak, vücut elindeki suyu tutar, kendimizi şişmiş ve rahatsız hissederiz, ayrıca olduğumuzdan daha kilolu görünürüz! Vücudumuzdaki ödemi atmanın en kolay yolu daha fazla su içmektir.

Asidik bir vücut yağlanmaya başlamış bir vücuttur. Vücut içtiğimiz suyu asitleri nötrlemek, asit fazlasını seyreltmek, asitleri ve toksinleri idrar, ter ve bağırsak yoluyla yıkamak için kullanır. Yeterince su içmezsek vücudumuz çok asitli olur ve yağ depolama durumuna geçer. Alman araştırmacılar su içmenin kalori yakma oranını arttırdığını ortaya koymuştur; sadece 2 bardak su bile metabolik oranı 3 puan arttırır.

Bu bulguların yayınlandığı Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism dergisi, bir yıl boyunca günde içilen 1,5 litre ilave suyun ekstra 17,400 kalori yakmayı sağladığını anlatıyor; başka bir deyişle tam 2,5 kilo!

Hiçbir şey yemeden 30 gün dayanabileceğimizi, öte yandan sadece 72 saatlik bir susuzluğun ölümle sonuçlanacağını biliyoruz. Ayrıca vücudumuz soğuk havada, sıcak havada kullandığı kadar su kullanıyor ve uyurken kullandığımız su oranı uyanıkken kullandığımız su oranına eşit!

O zaman bu kadar bilgi üzerine hemen bir bardak su içelim ve gün içinde devamlı ve bol su içmekten korkmayalım. Halk arasında yaygın olan “Çok su içersem böbreklerim yorulur” inancı maalesef doğru değildir; asıl bol su içmek böbrek taşının oluşumunu önlemede çok önemli bir etkendir.

Su içmenin önemini hatırladık, şu andan itibaren günde en az 2,5-3 litre suyu amaçladık, ki bu çok güzel bir başlangıç.

Kaynak: Detoks Uzmanı Gül Kaynak

Loop Duodenal Switch (SADI-S) Ameliyatı Hikayem

Merhaba,

Tam 2 ay önce ameliyat oldum. Çevremdekilere dediğim gibi basit bir “mide ameliyatı” geçirmedim aslında. Tüm hayatımı kökten değiştiren bir metabolizma ameliyatıydı bu. Bir obezite ameliyatı geçirdim. Hayır kelepçe taktırmadım. Herkes ilk önce bunu sordu bana. Kelepçe mi diye. Evet en çok bilinen ve en yaygın olan kelepçe yöntemi. Ama artık eski, demode, etkisinin geçici olduğu ispatlanmış ve tercih edilmeyen bir yöntem. Hala yapılıyor pek çok yerde ama eğer siz kelepçe taktırmayı düşünüyorsanız vazgeçin. Çünkü gerçekten uzun vadede bir işe yaramıyor, komplikasyonları çok fazla ve kelepçeyi çıkarttırdığınızda verdiğiniz kiloları korumakta zorluk çekmeniz de cabası. Bunları ben değil, çok sevgili doktorum Tuğrul Demirel diyor. Sadece o değil, obezite cerrahisinde uzman olan pek çok hekim de aynı fikirde. E yapan yok mu hala bu ameliyatı, var. Ekmek parası diyelim…

Bu blogu açmamın TEK sebebi, benim gibi hayatı boyunca obeziteden muzdarip olan ve hasbel kader Google’da obezite cerrahisi ile ilgili araştırma yaparken bu blogu bulan ve ameliyat olmayı düşünen kişilere yardımcı olmak. İnanın ben 5 sene kadar araştırdım bu ameliyatları. Hatta obezite cerrahisinin varlığını keşfettiğim yıllarda Duodenal Switch ameliyatı -tabiri caizsa- daha piyasada yoktu 😀

Çok kısaca kişisel geçmişimden bahsedeyim size. Şu anda 30 yaşındayım. Bu ameliyatı olmaya karar verdiğimde -daha doğrusu cerrahi yöntemlerin benim için bir seçenek olabileceğini fark ettiğimde- 110-120 kg. civarındaydım. 2008 yılında kendi imkanlarımla 90-95 kiloya kadar düştüm. Ki boyum da 1.75’e yakın olduğundan çok da fena görünmüyordum, iyi bile hissediyordum kilo verdiğim için. Ama spor ve diyetlerin etkisi asla sonsuza kadar sürmüyordu  çünkü ikisini de sıkılıp birkaç ay içinde bırakıyordum. Defalarca 20-30 kilo birden verdim liseden beri. Ama hepsini misliyle geri aldım. Ve 30 yaşıma geldiğimde artık 143 kilo olmuştum. Evet inanması çok güç ama “benim gibi olanlar” neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Bir insan evladı nasıl o kadar kilo alabilir diye ben bile düşünmüyor değilim. Benim tüm ailem şişman. Obezite bizde genetik. Evet bunun arkasına saklanmıyorum ama genetik yatkınlık ÇOK önemli obezitede. Tuğrul Demirel hocamın bu konuda yazdığı yazıyı şuradaki linkten okuyabilirsiniz. Yani eğer hayata bir obez olarak -ya da bir diğer deyişle obezite geni taşıyarak- başladıysanız, tüm hayatınızı spor ve diyetle geçirmek zorundasınız. Aksi takdirde ya kilolarıyla barışık bir şişman olarak yaşamaya devam etmek ya da bu ameliyatı olmak durumundasınız. Çünkü inanın bana o, geleneksel yöntemlerle zayıfladığınızda o kilolar geri geliyor… Er ya da geç! Ve hiçbir obez, güç bela verdiği kiloları geri almak istemez. “ay benim 5 kilo fazlam var, dukan diyeti mi yapsam” diyenlerden söz etmiyorum!! eğer onlardan biriyseniz, bu blog size hitap etmiyor 🙂 gidin güzel güzel verin 5 kilonuzu, siz “bizden” değilsiniz 😀

Nerede kalmıştık.. 135 kiloyken evlendim ve 1 sene dolmadan evliliğin verdiği rehavet ve kocama güzel yemekler yapma arzusuyla 10 kilo daha aldım. Dedim artık bu iş böyle olmayacak. Eşim de yemek yemeyi çok seviyor ve ileride bebek de yapmak istiyoruz. Ama bu kiloyla bu imkansız. İnsülin direncim de var çünkü. E o zaman daha ne duruyorsun dedim kendime. Şimdiye kadar gözümü korkutup da yaptırmadığım ameliyat dosyasını yeniden açtım. Araştırmalara kaldığım yerden devam ettim ve yeni bir yöntem keşfettim: Duodenal Switch!

Tabi ben Duodenal Switch yerine Loop Duodenal Switch, yani SADI-S ameliyatını tercih ettim. Çünkü tek anastomozlu, yani 2 yerine 1 bağlantı noktası var bağırsaklarda. Ve bağırsaklarda emilimin gerçekleştiği yer daha uzun (250 cm kadar) (Bunlar size belki bir şey ifade etmiyor şu anda ama okudukça daha iyi anlayacaksınız)

Peki nedir SADI-S? öğrenmek için tıklayın