Obezite Cerrahisi

En İyi Obezite Ameliyatı Hangisi?

en iyi obezite ameliyati

Hemen cevap vereyim: Hiçbiri. Eğer bu soruya kesin ve net bir yanıt arıyorsanız bir mucize bekliyor olmalısınız. Mucizevi sonuçları olsa da hiçbir obezite ameliyatı mükemmel değildir, hepsinin kusurları vardır. Evet bazıları diğerlerine göre daha üstün özellikler taşıyor olabilir, bu da bir gerçek. Ama bu 5 dil bilen birinin bilmeyen birine göre daha iyi bir insan olduğu anlamına gelmemesi gibi bir şey. Üstünlükler bir ameliyatı daha iyi yapmıyor bana kalırsa; sadece daha tercih edilir kılıyor.

Her obezite ameliyatı temelde aynı olsa da, farklılıklar gösterir. Burada elde etmek istediğiniz sonuçlar ve karşılığında ödeyeceğiniz bedeller belirleyici oluyor. Hayat tarzınızda ne kadar değişiklik yapabileceksiniz, ameliyatın kısa ve uzun vadeli gerekliliklerini yerine getirebilecek misiniz, ameliyatın maddi yükünü karşılayabilecek misiniz… gibi sorulara cevap vererek, sizin için en doğru ameliyatı seçebilirsiniz.

Bir arkadaşınız ya da komşunuzun görümcesi X ameliyatı oldu diye, siz de hemen mağazadan tişört alır gibi o ameliyatı yaptırmak üzere bir doktorun kapısını çalmayın. Önce araştırın. Burada araştırmadan ne anlamanız gerektiği önemli. Şu kadar ayda şu kadar kilo vermek belirleyici bir ölçü değildir. Sakın bu tarz bilgilere ALDANARAK ameliyat olmayın. Herkesin metabolizma hızı, yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, hastalıkları farklıdır ve dolayısıyla kilo verme hızları da farklıdır. Reklamlara kanıp bir ürünü alınca, memnun kalmazsanız iade edebilir ya da kullanmayabilirsiniz. Ama obezite ameliyatının geri dönüşü yok (mide balonu ve mide kelepçesi hariç. ki onlar da artık tavsiye edilen yöntemler değiller, çıkarıldıktan sonra kiloların geri alınma ihtimali diğer obezite cerrahisi yöntemlerine göre çok daha fazla ve başka komplikasyon riskleri de var. bu yazıda ameliyat ismi vermemeye gayret ettim ama kesin olarak bildiğim bir bilgiyi de paylaşmak istedim)

Ameliyatların UZUN vadeli sonuçlarını araştırın. 3-5 yıldan daha fazla ameliyatlı olanlar hakkında bilgi edinin. Türkiye’de kaynak bulamazsanız yabancı kaynakları araştırın. İngilizce’niz yoksa yardım alın. Çekinmeyin. Bu hayati bir konu, üzerinde çok iyi düşünün (bunu hep söylüyorum). Şunu da bilin ki, obezite ameliyatları obeziteye kesin çare değildir. Mucize beklemeyin. İşin içine insan faktörü girince, en başarılı ameliyatların etkisi bile 1-2 sene içinde geçebilir. Bu gerçeği kabullenerek  ameliyat masasına yatın.

Bazı ameliyatlar bazı insanlarda bekledikleri sonuçları vermiyor. Çünkü kısa yoldan zayıflamayı tercih ettikleri için yaşam tarzlarında değişiklik yapmadan çok ani bir kararla ameliyat oluyorlar ve sonra gruplarda ve forumlarda fellik fellik çare arıyorlar, ben ameliyat oldum ama kilo vermem durdu n’apabillirim acil yardım edin diye.. Sonra gelsin metabolizma hızlandıran çaylar, gelsin eski usül diyet listeleri.. E o zaman neden yaptırdınız bu ameliyatı? Çünkü yeteri kadar araştırmadınız, böyle bir sonuçla karşılaşma ihtimalinizin olduğunu hiçkimse size söylemedi. Doktorunuzda azıcık insaf ve vicdan varsa zaten bunu size söyler, mucize yaratmadığını, asıl işin size düştüğünü açık ve net şekilde ifade eder.

Facebook’ta açılan obezite ameliyatları ile ilgili yüzlerce grup ve sayfa var. Gidin insanların kaç kilo verdiğine, ne kadar güzelleştiğine değil, şikayetlerine bakın. Hepsi gerçek ve gerçekleşmesi muhtemel sorunlar. Ve kısa süreli sonuçlara mümkünse imtina etmeyin, 3-5 seneden sonra, hatta 10 seneden sonra ne oluyor onlara bakın. Kısa sürede herkes midesini küçülterek kilo verir. Önemli olan ilerisi. Bakalım o mide öyle kalıyor mu, iştah açılıp börekler çörekler yutulmaya devam ediliyor mu, verilen kilolar geri alınıyor mu.

Olumsuz düşünmek ve sorunlara odaklanmak çözümün bir parçası değildir hiçbir zaman ama söz konusu hayatınızı ve metabolizmanızı tamamen değiştirecek bir ameliyatsa, bu yöntem fayda sağlayabilir. Dediğim gibi, uzun vadeli olumsuz sonuçlara bakın ve işin kozmetik boyutu gözünüzü boyamasın; amacınız kısa sürede çok kilo vermekten fazlası olsun… İşte o zaman sizin için en doğru obezite ameliyatını bulabilirsiniz.

Diyet Yapmayı Bırakın!

obezite kader degildir
Bu aralar blogdan çok Twitter hesabıma yazıyorum. Çünkü daha önce de dediğim gibi, kendimi tekrarlamak istemiyorum ve sadece yeni bir gelişme olduğunda yazıyorum bloga. Tweet atarken fark ediyorum ki ben çok dolmuşum bu şişmanlık konusunda. Gereğinden fazla hem de. Çünkü tahmin edersiniz ki, yılların verdiği kızgınlık ve pişmanlık var üzerimde. Şu anda bunları yazmaktaki tek amacım benim gibi hayatı boyunca kilolarından çok çekmiş kişilere yardım etmek, yok göstermek, obezite kader değildir demek!

Neden kendime böyle bir misyon edindim bilmiyorum ama ben her zaman insanlara yardım etmeyi seven biri oldum. Ve çoğu şişman insan gibi -en azından benim tanıdığım- kiloları hakkında rahat konuşabilen biri değildim, hiç olmadım, hala daha değilim! Benim için dünyanın en hassas konusu bu. Belki de yıllarca konuşamadığım şeyleri şimdi kelimelere dökerek rahatlıyorum. Ama obezite ameliyatı olmasaydım ASLA konuşamazdım bunları. Çünkü diyet yapmaktan hep utandım! Asla diyet yaptığımı çaktırmamak istedim etrafa.

Ailem bile bu konuda ne kadar hassas olduğumu bildiği için yıllarca en ufak yorum bile yapmadı kilolarım hakkında. Yaptıkları zaman da sert bir tepkiyle karşılaştılar. Ben asla şişman olmak istemedim. Bu genlerle doğdum, bu genlerle büyüdüm ve hiçbir zaman kurtulamadım. Ailemin %90’ı şişman. Genetik olarak şanssız ve 1-0 yenik başladım ben bu hayata. İnsanların gördüğü ‘şişman kız’dan ÇOK daha fazlasıydım ama asla bunu anlatamadım. Çoğu zaten bilmek istemedi. Şimdi burada duygusal travmalarımdan bahsetmek istemiyorum ama inanın mutlu bir şişman yok şu dünyada. Ben mutluydum sanırdım. Kendimle barışık olduğumu sanırdım. Öyleydim belki de, çünkü kendi kendimi buna inandırmıştım. Beyin çok güçlü bir organ sahiden de, çok kolay kanıyor kendi yalanlarına.

obezite cerrahisi blogu
Of neyse, ne diyordum ben… 🙂 Blogda yazabileceğim, çok fazla özel olmayan her şeyi paylaşmak istiyorum tercih ettiğim obezite cerrahisi ve bununla ilgili. Diyet ile kilo veremezsiniz demiyorum, hobi olarak yine verin ama eğer şişmanlığınız genetikse, hayatınızı diyet yaparak harcamayın. Siz de biliyorsunuz ki verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alacaksınız… Siz de benim gibi ‘Keşke 10 sene önce ameliyat olsaydım’ dememek için para biriktirmeye başlayın ya da kredi çekin obezite cerrahisi için… Çünkü sürekli 20 kilo verip 30 kilo geri alarak metabolizmanızı yalama ediyorsunuz… Bir sonraki diyete daha büyük bir umutsuzluk ile başlıyor ve daha zor kilo veriyorsunuz… Ve sonra n’oluyor? 5-6 ay içinde o kiloları geri alıyorsunuz. Yazık değil mi verdiğiniz emeğe, harcadığınız vakite?

6 Ayda 45 Kilo Verdim!

6 ayda 45 kilo
Sadi-s ameliyatından sonraki 6. ayım dolmak üzere ve artık kilom ikili hanelerde! Ayda ortalama 7.5 kilo vererek toplam 143-98=45 kg vermişim. Neredeyse 50 kilo! Vay canına! (Başkaları daha az ya da daha çok veriyor olabilir, asla kıyaslama yapmayın, herkesin bünyesi farklıdır) Bunu yaşayan ben olsam da hala alışamadım bu fikre inanın. Asla imkan vermezdim bu kadar kiloyu bu kadar kısa sürede vereceğime. Zaten hile yapmışım gibi geliyor çünkü neredeyse hiç spor ve diyet yapmadan verdim 45 kiloyu. (Hiç acıkmadım, hiç zorlanmadım, bir gün olsun pişman olmadım ameliyat olduğuma.) Kilo vermem ne zaman duracak bilmiyorum. Böyle bile kalsam olur gibi geliyor bazen.

Aslında 98 kilo olan bir kadının acilen zayıflaması gerekir ama işte öyle olmuyor. O kadar uzun süre 120 kilonun üzerindeydim ki, şu anki halim inanılmaz zayıf geliyor bana. (Ama bazen de çok şişman hissediyorum. Ruh halime göre değişiyor. Bu normal bir durummuş.) Hatta ailem endişelenmeye bile başladı daha fazla zayıflayacağım diye. Üzgünüm ki zayıflayacağım 🙂 Elimde değil bu. 75 kiloya kadar inerim gibi geliyor.

Şimdiye kadar en zayıf halim 70-75 kg. arasıydı. Tabi ilkokulu saymıyorum. En son orta okulda o kadar zayıftım ve hatırlıyorum da, kendimi hiç güzel bulmazdım. Sıradan hissederdim. İnşallah öyle hissetmem bir daha. Kendimi en güzel bulduğum zamanlarda 95-115 kilo arasında bir yerlerdeydim. Ama şu 140 kiloluk halimdeki fotoğraflarıma bakıyorum da…. Evlerden ırak olsun. Utandım resmen. Nasıl o kadar kilo almayı başarmışım, neden kendime bunu yapmışım diye ÇOK kızdım. Hala daha kızıyorum. Ve çok pişmanım bu ameliyatı 10 sene önce olmadığıma. Belki o zaman olsam tüp mide ameliyatı olacaktım ve şimdiye kadar çoktan geri alacaktım kiloları ama insan kaçırdığı yılları düşünüyor ister istemez…

98 kilo bir kadın olarak bile inanılmaz derecede enerjim ve hareket kabiliyetim arttı. Ve toplum içinde delici bakışlara ve laflara maruz kalmıyorum eskisi gibi. İstediğim kıyafeti alabiliyorum, seçeneklerim %100 arttı. Özgür hissediyorum artık! Sağlığımla ilgili bir sıkıntım yok.

Sadece eskisinden ÇOK daha fazla üşüyorum, tek fark ettiğim değişiklik bu. Oturduğum yerde donuyorum tabiri caizse! Ha bir de 6 ay önce yediğimin 4’te 1’i kadar karbonhidrat (ekmek, pilav, makarna), 2-3 kat daha fazla protein ve tatlı yiyorum. Tatlı isteğim önceki hayatıma oranla arttı nedense. Vücuda yeteri kadar enerji girmiyor diye mi, yoksa ‘nasıl olsa kilo almayacağım, yediğimin 3’te 1’i sindirilyor’ diye düşündüğüm için mi bilemiyorum. Ama eskiden hiç bu kadar tatlı, çikolata vs. yemezdim, orası kesin.

Saç dökülmesi tüm hızıyla devam ediyor bu arada. Hatta ilk dökülen saçlarımın yerine yeni saçlar uzamaya başladı bile. Seyrelmeler çok fazla, saç derim görünüyor ama yapacak bir şey yok. Dert etmiyorum bunu 🙂 Vücudumda sarkmaya başlayan yerler de var. Bunun için de yapacak bir şey yok. Mutlu mesut yaşamaya devam ediyorum…

Duodenal Switch ve Loop Duodenal Switch’in Farkları

Bugün günlerden Karşıyaka! Ne mi alaka? Verdiğim kilo tamı tamına 35,5 da ondan 🙂 143 – 107.5 = 35.5

Neyse, asıl bahsetmek istediğim SADI-S (Loop Duodenal Switch) ameliyatının Duodenal Switch’ten farkı. Şimdiye kadar edindiğim izlenimlere göre DS, Loop Duodenal Switch’ten daha yaygın ve uzun dönem sonuçları daha çok biliniyor. Evet benim ameliyatım da görünürde Switch ameliyatı ama son yazımda bahsettiğim destek grubunda bile gerçek DS’li (duodenal switchli) olmadığım imasında bulundular. Hayır sorularıma yardımcı oldular elbette kendilerince ama cidden farklı ameliyatlarmış DS ve Loop DS.

Facebook’taki DS’li hastaların grubundan anladığım kadarıyla; DS’li birinin Loop DS’li birinden daha fazla yağ ve proteine ihtiyacı var. Yağ, protein ve karbonhidratları da Loop DS’li birinden daha az sindiriyorlar çünkü kalan bağırsaklarının uzunluğu benimki gibi 250 cm değil 100 cm. Kısaca, benim onlar kadar proteine ihtiyacım yok(muş) ama yağ ve karbonhidratı çok daha dikkatli tüketmem gerekiyor(muş). Muş diyorum çünkü ben kendimi ‘gerçek’ bir DS’li gibi görüyor ve tabiri caizse biraz lakayıt davranıyordum şekerli ve yağlı gıdalar konusunda. ‘Amaaan nasıl olsa sindirilmiyor’ diye…

Kazın ayağı öyle değilmiş işte…

Tamam şimdi güzel kilo veriyorum ama ya kilo vermem ŞAK! diye durusa ve ben de balina gibi karaya oturursam 😀 O yüzden kendi kendime bir söz verdim geçen hafta ve daha çok protein ve daha az karbonhidrat almaya başladım. Etin ve peynirin gözüne vurdum diyebilirim!

Ve şu DS grubunda gördüm ki:

1- DS ameliyatı olursanız (ki tüp mideli arkadaşlarım da bunu söylüyor) bazı günler kendinizi dipsiz kuyu gibi hissedebilir ve tokluk hissinizin kaybolduğunu düşünebilir; bazı günler de canınız hiçbir şey yemek istemeyebilir ve yemek yemek zorunda olduğunuz için telefonunuza alarm kurup, bir görev gibi zorla yemek yiyebilirsiniz. Bu iki uç duygu durumu da çok normalmiş.

2- Ülkemizde obezite ameliyatı olan herkes o kadar duyarlı mı bilmiyorum ama o gruptaki yabancı hastalar yemek konusunda aşırı derecede bilinçli. Yani her peyniri peynirden saymıyorlar. İşlenmiş (pastorize) ve işlenmemiş peynirleri ayrı tutuyor ve her birinden alacakları protein ve kalsiyum oranlarını bilip, ona göre yiyorlar. Ve hatta çoğu DS’li gün içinde aldığı proteini gramı gramına sayıyor! Ve günlük protein shake’lerini aksatmadan içiyorlar.

3- Bu ameliyat GERÇEKTEN riskli. Öyle hikayeler var ki, ölümden dönmüşler. Ve ciddi komplikasyonlar oluşmuş çoğunda. Yaşanan en basit ortak sorunlar saçlarınızın yarısının dökülmesi ve kötü kokulu gaz çıkarma. Malesef benim için de geçerli bunlar. Ama buna da şükür. Bilincini yitirenlerden, bağırsak delinmelerine, fıtıktan reflüye daha neler var 😦

Daha uzun bir zamanım olduğunda, DS ve diğer ameliyatlar arasındaki önemli farkları yazacağım. Ama şunu kesin ve net söyleyebilirim, her ne kadar bu ameliyatlar kişiye özel yapılsa da, en gelişmiş ve en üstün obezite ameliyatı tartışmasız Duodenal Switch’tir. Benim ameliyatım diye demiyorum, en iyisi olduğu için bunu seçtim diyorum 😉 Umarım aradaki farkı anlayabilecek kişilere ulaşabiliyorumdur. Niyetim diğer ameliyatları kötülemek değil kesinlikle; daha iyi bir alternatif olduğunu göstermek. Uzun vadede verdiğiniz kiloları geri almanızı önlemek.

Eğer İngilizce’niz varsa DS ile ilgili istatistiki bilgilere şu siteden erişebilir ve tüm obezite ameliyatları arasındaki farkları bir diagramda kıyaslamalı olarak görmek isterseniz de şu siteye tıklayabilirsiniz. (Önce yukarıdan karşılaştırma yapmak istediğiniz ameliyatları seçmeniz ve chart’ların ortasındaki yeşil çubuğu kaydırmanız yeterli) Şimdiye kadar gördüğüm en başarılı uygulama…

Obezite Cerrahisinde Destek Grupları Neden Önemli?

obezite cerrahisinde destek grupları

2006 yılında üniversiteden mezun olduğum yıl obezite ameliyatlarını araştırmaya başlamış ama ameliyat olmaya 2014 ocak ayında karar vermiştim. 10 yıla yakın düşündüm yani. Çok araştırdım. İngilizce ve Türkçe bulabildiğim her kaynağı okudum. Obezite ameliyatı olmuş insanların bir araya geldiği forumlara üye oldum, buluşmalarına katıldım, aklıma gelen her şeyi sordum… Hatta çok iyi hatırlıyorum, Türkiye’de ilk Gastric Bypass ameliyatı olan kızla da bizzat tanışmıştım.

Demeye çalıştığım, midenizin üçte ikisini aldırmak, öyle bir gecede alabileceğiniz bir karar değil. Olmamalı da. ‘Of yeter ben diyet yapmaktan sıkıldım, ameliyat olacağım!’ diye gecenin 3’ünde bir hezeyan anında alınmamalı bu karar. Tüm hayatınızı değiştiren, ciddi bir ameliyat bu. Ve tüm önemli kararlar gibi, sizden daha deneyimli olanların fikirlerine danışılarak verilmesi, daha doğru olur.

Tıpkı benim ameliyat öncesi doktorumun diğer hastalarıyla telefonda konuşarak aklımdaki tüm soru işaretlerini gidermem ve ameliyattan saatler önce bile hastaneden taburcu olmak üzere olan başka bir hastasıyla son endişelerimi paylaşmam gibi… Böyle hassas ve önemli bir konuda, manevi destek çok büyük bir ihtiyaç. Çünkü tamamen yabancı olduğunuz yeni bir dünya bu. İster benim gibi yıllardır araştırıyor olun, ister bugün Duodenal Switch’in ne olduğunu öğrenmiş olun; her gün yeni bir şey öğrenmeye devam edeceksiniz -tabi isterseniz-. Ben şahsen büyük bir zevkle yapıyorum bunu… Bilgi almak kadar vermek de hoşuma gidiyor. Zaten ameliyat öncesi ve sonrası desteğin ne kadar önemli olduğunu bildiğim için bu blogu açtım 🙂

Peki nerede bu obezite destek grupları?

Eskiden forumlar vardı, şimdi Facebook var. Onlarca obezite destek grubu var Facebook’ta ama hepsi tarafsız değil. Nasıl mı? Çünkü çoğu grup, obezite cerrahisi doktorları tarafından açılan ve onların asistanları tarafından yönetilen gruplar. Ve ne yazık ki -tarafsız görünmeye çalışsalar da- kendi uyguladıkları prosedürler hariç diğer ameliyat türleri hakkında konuşulmasını bile istemedikleri grupları var. Nereden mi biliyorum? Çünkü geçtiğimiz kış aylarında bu ameliyatı olmaya karar vermişken, H… C…’un destek grubuna katıldım. Yazdım çizdim sordum ettim, amacım daha çok bilgi sahibi olmaktı. Daha doktoruma karar vermemiştim. Hangi ameliyatı olmam gerektiğini düşünüyordum hatta o zamanlar.

Ve Duodenal Switch (DS) ameliyatını keşfettim! Tabi ki ilk önce üye olduğum obezite grubunda bunu sordum. Nedir bu ameliyat, kim yapar, H. Bey yapıyor mu vs. diye bir soru sordum. A-ah bir de ne göreyim, sorum silindi gruptan! Ama neden? Bir kuralı mı ihlal etmiştim? Yoo hayır. Nedenini asistanına sorunca anladım ki H. Bey bu ameliyatı yapmıyor ve yapmadığı için de sayfasında yayınlansın istemiyor… Tercih onun tabi ama bu tavır hiç samimi gelmemişti bana. Sen orada potansiyel müşteri arıyormuşsun anlaşıldı deyip, gruptan çıkmıştım. Arkasından Tuğrul hocayı keşfettim zaten ve gerisi geldi…

Bu arada benim de üye olduğum bir destek grubu var, adı Obezitem.com. Pek çok üyesiyle tanıştım ve sık sık yazışıyoruz Facebook’ta, ya da telefonda görüşüyoruz. Herkesten yeni bir şeyler öğreniyorum. Geçen gün de beni Amerika’da yaşayan DS’li bir hanımefendinin açtığı destek grubuna üye yaptı doktorum sağolsun. Grubun adı Duodenal Switch Patients. İngilizce’niz varsa mutlaka üye olun. ‘Ben bile çok şey öğreniyorum’ dediğinde şaşırmıştım ama gerçekten de öyle. İki gündür yorumları inceliyorum ve her hastanın birbirinden farklı olduğunu ama yine de ne kadar çok ortak yönü olduğunu görünce mutlu oluyorum. Bu yolculukta hiçbirimiz yalnız değiliz. Dünyada milyonlarca obezite hastası var ve yüzbinlercesi de ameliyatlı. Geriye deneyimlerden ders çıkarmak kalıyor…

Destek gruplarından öğrendiklerimi paylaşacağım sizinle de 😉 Bir sonraki yazıda artık…

Obezite Ameliyatı Sonrası Saç Dökülmesi

saç dökülmesi
Vücuttaki ilk vitamin eksiklikleri kendini -tüm düşük kalorili diyetlerde olduğu gibi- ilk önce saç dökülmesiyle gösteriyor.
 Daha önceki yazılarımda da saçlarımın çok döküldüğünü söylemiştim ama ne kadar döküldüğü hakkında bir fikir sahibi olmanız için size fotoğrafını göstermek istedim. Çünkü bu ameliyatı olmadan önce ben de çok duydum saçların dökülmeye başladığını ama NE KADAR döküldüğünü hiç göremedim. Kısmet benim göstermemmiş 🙂

***UYARI***

Görsel olarak çabuk midesi bulananlar ya da bir başkasının saç dökülmesini görmek istemeyenler tıklamasın! Sonra vay efendim söylemedi demeyin. Burada sadece gerçekler var ve bunlarla yüzleşmek gerekiyor. Saçlarımın ne kadar döküldüğünü görmek için tıklayın. Bu sadece bir taramada çıkan saç. Ve evet ameliyatla kilo veren kadınların çoğu işte bu yüzden kısa saçlı. Ben de kestirmek zorunda kaldım. Ama sorun yok, daha da hafifledim. Allahtan kısa saç bana yakışıyor 😉

Saç dökülmesiyle ilgili Medicorium’dan edindiğim bilgiler şöyle:

Obezite Cerrahisinden Sonra Saç Dökülmesi

Bariatrik cerrahiden sonra saç kaybı çok sık görülen ve çok can sıkan bir sorundur. Hastaların yaklaşık % 40’ında görülür. Oysa tüm hastalar doğal olarak hem başarılı şekilde kilo vermek, hem de hala güzel saçlara sahip olmak isterler. Bariatrik cerrahiyle ilişkili saç kaybına telogen effuvium adı verilir ve normal saç döngüsünün bir türüdür. Genellikle 6 aydan uzun sürmez. Bebeklerde yaşamın ilk aylarında görülen saç dökülmesine çok benzer.

Vücut adeta çok dengeli bir makine gibidir. Ancak yaşlandıkça ve yaşam tarzı değiştikçe bu mükemmel denge de zedelenebilir. Aşırı yeme, stress, ağır egzersiz gibi sağlıklı yaşam için optimal olmayan durumlar bunu hızlandırır. Günlük yaşam döngüsünde her gün saçlarımızın bir kısmını kaybederiz. Stress, genetik faktörler, çevresel etkenler ve diyet gibi pek çok dış faktör de hem kadın, hem de erkeklerde saç dökülmesine yol açabilir.

Obezite cerrahisinden sonra görülen saç dökülmesi ise, genellikle besin maddeleri ve vitamin alımındaki dramatik düşüşten kaynaklanır. Burada kastedilen vitamin eksikliğinden farklıdır. Kalori ve besinlerin emilimindeki ani değişiklik vücutta şok etkisi yaratır.

Obezite cerrahisinin amacı vücudun bozulmuş olan dengesini tekrar oluşturmaktır. Ancak obezite hastalarında vücut genelde ihtiyacından daha fazlasını tüketmeye alışmıştır. Bu da cerrahiden sonra kalorik dengenin daha sağlıklı bir yaşam tarzına ulaşmak için değişeceği anlamına gelir. Bu şok, besin ve vitaminler vücudun diğer bölümlerine yönlendirileceğinden geçici saç dökülmesine yol açar.

Saç dökülmesinin nedeni ne olursa olsun, saçlarının döküldüğünü görmek herkes için çok stressli olabilir. Bariatrik cerrahi geçiren hastaların unutmaması gereken, bunun neredeyse tamamen geçici olduğudur.

Kilo kaybı amacıyla yapılan herhangi bir cerrahi işlem, özellikle de beslenme önerilerine yeterince uymadığınızda ve destek
kullanmadığınızda diyetinizdeki protein ve demirin eksilmesine yol açabilir. Böylece normal saç siklusunda saçlar daha kısa, ince ve zayıf olarak büyüyebilir. Obezite cerrahisi aynı zamanda hormon seviyelerinde de değişikliklere yol açar. (Ki bu değişiklikler, obezite cerrahisinin etkinliğinin bir kısmından da sorumludur.) Bu dalgalanmalar da saç büyümesini etkiler. Hasta ideal kilosuna
yaklaştıkça bu anlamlı kilo kaybı azalmaya başlar ve hormon seviyeleri de daha normal düzeylerde sabitlenir.

Tipik olarak, obezite cerrahisinden sonra görülen saç dökülmesi 3-6. aylar arasında olur. Bazı hastalarda daha erken veya daha geç de görülebilir. Ortalama olarak cerrahiden 12-18 ay sonra, hastanın kilo kaybı ve yeme alışkanlıkları stabil hale geldiğinde saçlar da önceki güçlerine kavuşurlar. Gastrik bypass gibi emilimi azaltan operasyonlarda saç dökülmesi olasılığı, mide bandı veya tüp mide gibi kısıtlayıcı ameliyatlara göre daha yüksektir.

Saç Dökülmem İçin Neler Yapmalıyım?

İyi haber, kronik bir hastalığınız veya saç dökülmesi için genetik nedenler olmadığı sürece bu tip saç dökülmesinin daima geri dönüşlü olduğudur. O nedenle, öncelikle rahatlayın ve bu durumu dert etmeyi bırakın. Cerrahi stressi ve kilo kaybına bağlı olarak % 5-15 saç kaybı doğaldır. Nadiren 6 aydan uzun sürer ve kaybedilen saçlar tamamen geri gelir. Cerrahınızla görüşerek kronik hastalık veya beslenmeyle ilişkili olmayan faktörlerin olmadığını kesinleştirin. Cerrahınızın önerdiği beslenme şemasının dışında çok abartılı eklemeler yapmayın. Proteini veya kaloriyi abartmanız kilo kaybınızı sabote edecektir.

Unutmayın saç dökülmesi öldürmez, ama obezite öldürür 🙂

Yeterli B vitamini, folat, çinko ve biotin içeren bir multivitamin alın. D vitamini ve B12 takviyelerini de unutmayın. Aşırı A vitamini ve yüksek doz çinko kullanımı zararlı olabileceğinden bunlardan kaçının. Demir eksikliğiniz varsa cerrahınız ve bariatrik diyetisyeninizle görüşerek demir takviyesi alın. B vitamini takviyelerinin de herhangi bir zararı olmayacağından kullanabilirsiniz.

Omega 3’den zengin olduğundan, haftada birkaç kez balık yemeyi alışkanlık haline getirin. Aksi halde balık yağı takviyeleri konusunda cerrahınız veya bariatrik diyetisyeninize danışın.

Saç Dökülmesinin Tedavisi Nasıldır?

Geçici bir durum olduğundan, rutin ameliyat sonrası ilaç ve diyet tedavinizi değiştirmenize gerek yoktur. Saç dökülmesini engelleyecek veya geri çevirecek herhangi bir ekstra ilaç yoktur. Özellikle aşırı dozdan kaçınmak için çinko, demir gibi preparatları kendi başınıza kullanmayın.

Dışarıdan sürülen maddelerin saç dökülmenize bir etkisi olmayacaktır. Minoxidil gibi bazı ilaçların saç gelişimini uyardığı bilinmektedir. Bunların telojen effuviumu durdurma etkisi kanıtlanamasa da, kısmen yararlı olabilirler.

Loop Duodenal Switch (SADI-S) Ameliyatı Hikayem

Merhaba,

Tam 2 ay önce ameliyat oldum. Çevremdekilere dediğim gibi basit bir “mide ameliyatı” geçirmedim aslında. Tüm hayatımı kökten değiştiren bir metabolizma ameliyatıydı bu. Bir obezite ameliyatı geçirdim. Hayır kelepçe taktırmadım. Herkes ilk önce bunu sordu bana. Kelepçe mi diye. Evet en çok bilinen ve en yaygın olan kelepçe yöntemi. Ama artık eski, demode, etkisinin geçici olduğu ispatlanmış ve tercih edilmeyen bir yöntem. Hala yapılıyor pek çok yerde ama eğer siz kelepçe taktırmayı düşünüyorsanız vazgeçin. Çünkü gerçekten uzun vadede bir işe yaramıyor, komplikasyonları çok fazla ve kelepçeyi çıkarttırdığınızda verdiğiniz kiloları korumakta zorluk çekmeniz de cabası. Bunları ben değil, çok sevgili doktorum Tuğrul Demirel diyor. Sadece o değil, obezite cerrahisinde uzman olan pek çok hekim de aynı fikirde. E yapan yok mu hala bu ameliyatı, var. Ekmek parası diyelim…

Bu blogu açmamın TEK sebebi, benim gibi hayatı boyunca obeziteden muzdarip olan ve hasbel kader Google’da obezite cerrahisi ile ilgili araştırma yaparken bu blogu bulan ve ameliyat olmayı düşünen kişilere yardımcı olmak. İnanın ben 5 sene kadar araştırdım bu ameliyatları. Hatta obezite cerrahisinin varlığını keşfettiğim yıllarda Duodenal Switch ameliyatı -tabiri caizsa- daha piyasada yoktu 😀

Çok kısaca kişisel geçmişimden bahsedeyim size. Şu anda 30 yaşındayım. Bu ameliyatı olmaya karar verdiğimde -daha doğrusu cerrahi yöntemlerin benim için bir seçenek olabileceğini fark ettiğimde- 110-120 kg. civarındaydım. 2008 yılında kendi imkanlarımla 90-95 kiloya kadar düştüm. Ki boyum da 1.75’e yakın olduğundan çok da fena görünmüyordum, iyi bile hissediyordum kilo verdiğim için. Ama spor ve diyetlerin etkisi asla sonsuza kadar sürmüyordu  çünkü ikisini de sıkılıp birkaç ay içinde bırakıyordum. Defalarca 20-30 kilo birden verdim liseden beri. Ama hepsini misliyle geri aldım. Ve 30 yaşıma geldiğimde artık 143 kilo olmuştum. Evet inanması çok güç ama “benim gibi olanlar” neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Bir insan evladı nasıl o kadar kilo alabilir diye ben bile düşünmüyor değilim. Benim tüm ailem şişman. Obezite bizde genetik. Evet bunun arkasına saklanmıyorum ama genetik yatkınlık ÇOK önemli obezitede. Tuğrul Demirel hocamın bu konuda yazdığı yazıyı şuradaki linkten okuyabilirsiniz. Yani eğer hayata bir obez olarak -ya da bir diğer deyişle obezite geni taşıyarak- başladıysanız, tüm hayatınızı spor ve diyetle geçirmek zorundasınız. Aksi takdirde ya kilolarıyla barışık bir şişman olarak yaşamaya devam etmek ya da bu ameliyatı olmak durumundasınız. Çünkü inanın bana o, geleneksel yöntemlerle zayıfladığınızda o kilolar geri geliyor… Er ya da geç! Ve hiçbir obez, güç bela verdiği kiloları geri almak istemez. “ay benim 5 kilo fazlam var, dukan diyeti mi yapsam” diyenlerden söz etmiyorum!! eğer onlardan biriyseniz, bu blog size hitap etmiyor 🙂 gidin güzel güzel verin 5 kilonuzu, siz “bizden” değilsiniz 😀

Nerede kalmıştık.. 135 kiloyken evlendim ve 1 sene dolmadan evliliğin verdiği rehavet ve kocama güzel yemekler yapma arzusuyla 10 kilo daha aldım. Dedim artık bu iş böyle olmayacak. Eşim de yemek yemeyi çok seviyor ve ileride bebek de yapmak istiyoruz. Ama bu kiloyla bu imkansız. İnsülin direncim de var çünkü. E o zaman daha ne duruyorsun dedim kendime. Şimdiye kadar gözümü korkutup da yaptırmadığım ameliyat dosyasını yeniden açtım. Araştırmalara kaldığım yerden devam ettim ve yeni bir yöntem keşfettim: Duodenal Switch!

Tabi ben Duodenal Switch yerine Loop Duodenal Switch, yani SADI-S ameliyatını tercih ettim. Çünkü tek anastomozlu, yani 2 yerine 1 bağlantı noktası var bağırsaklarda. Ve bağırsaklarda emilimin gerçekleştiği yer daha uzun (250 cm kadar) (Bunlar size belki bir şey ifade etmiyor şu anda ama okudukça daha iyi anlayacaksınız)

Peki nedir SADI-S? öğrenmek için tıklayın