Dr. Tuğrul Demirel

Kilo Vermek Ya Da Vermemek, İşte Bütün Mesele Bu…

tartı

40 numara olan ayaklarım 4 ayda küçüldüler! 39 numara oldu mu bilmiyorum ama bütün ayakkabılarımın artık bol geldiğini biliyorum. Dövmelerim bile küçüldü 😀 Parmaklarım da inceldi; alyansımı bazen yüzük parmağıma değil de orta parmağıma takmak zorunda kalıyorum! 2013’ten itibaren aldığım hiçbir pantolon artık olmuyor. Küçülen kıyafetlerinizi sakın atmayın, lazım olacak.

Kabızlık çekiyor ya da ‘çıkarken’ zorlanıyorsanız yağlı yiyecekler yiyin; mucizevi şekilde hemen fayda ediyor. Doktorumun tavsiyesiydi, işe yaradı.

• Obezite ameliyatı olduysanız, elinizin ayarını kalibre etmeniz gerekiyor ki benim gibi kazanla yemek yapmaya devam etmeyin! Ne yazık ki bu aralar evde en çok yemek atılıyor, çünkü alışkanlıkla çok miktarda yapıyorum ve yenmedikleri için bozuluyorlar – ki en nefret ettiğim şey yemek atmak, bayat ekmekleri bile n’apar eder kullanırım normalde. Bilmem söyledim mi önceden ama kendime taktığım lakap ‘yarım porsiyon’. Daha fazlasını yiyemiyorsunuz çünkü. Sevgili doktorum Tuğrul Demirel’in söylediğine göre bir hastası 1,5 porsiyon tavuk şiş yiyebiliyormuş. E maşallah ona 😀 Mide zamanla büyüyor tabi…

  Yine doktorumun dediğine göre Gastric Bypass olanların 20 sene sonra kilolarını koruma oranı %40 iken, Duodenal Switch olanların %84’ü zayıf kalabiliyormuş. İşte tam da bu yüzden ameliyat tercihi yaparken uzun vadeli düşünmeniz gerekir. Özellikle de gençseniz. Ameliyattan 5-10 sene sonra tekrar kilo alma riskiniz varsa hiç ameliyat olmayın daha iyi… Benim doktorum Gastric Bypass yapmıyor. Çünkü daha etkili ve daha başarılı ameliyatlar var! Yaptığı en basit ameliyat tüp mide. Ama onun da avantajlarını ve dezavantajlarını hastalarını detaylıca anlatıyor. Tercih size kalıyor sonra. Benim tavsiyem -eğer çok yüksek VKİ’niz varsa- mutlaka Duodenal Switch olmanız. Tereddütsüz.

  Şu anki VKİ’m, yani Vücut Kitle İndeksim 37.2. Ameliyattan önce 48.3’tü! Yani eskiden morbid -ölümcül- obezdim, artık sadece obezim. İdeal kilom 70. Şu anda 110 kiloyum. 33 kilo verdim, geriye 40 kilocuk kaldı 😛

Vücut Kitle İndeksi Değerleri Ne İfade Ediyor?

18.5 kg / m²’nin altında olanlar – Zayıf
18.5-24.9 kg / m² arasında olanlar – Normal kilolu
25-29.9 kg / m² arasında olanlar – Fazla kilolu
30-39.9 kg / m² arasında olanlar – Obez (şişman)
40 kg / m²’nin üzerinde olanlar – İleri derecede obez (Morbid obez)

Siz de kendi VKİ’nizi obezitem.com sitesinden hesaplayabilirsiniz.

Ama yine de sosyal mesaj vermeden geçemeyeceğim. Siz tartıdaki sayı değilsiniz, kim olduğunuzu belirlemiyor orada gördüğünüz sayı! Az önce vermem gereken kiloyu hesaplarken bir kez daha fark ettim. Ne kadar kilo vermem ‘gerektiği’ umrumda değil 🙂 Doktoruma da geçen gün onu dedim, ben böyle kalsam da olur, kendimi çok iyi hissediyorum. Bu ameliyatı zayıflamak değil sağlıklı olmak için oldum. İlk motivasyonum buydu. Merdivenleri kolay çıkmak, yürüyüşe çıktığımda tıknefes olmamak, oturup kalkarken rahat etmek, hareket özgürlüğümü geri kazanmak, diz ağrısı çekmemek ve ailemde de mevcut olan tansiyon, şeker vb. hastalıklara ileride yakalanmamak için ameliyat oldum. Lütfen kilo vermeyi bir obsesyon haline getirmeyin. İnanın siz böyle de çok güzelsiniz. Sadece sağlığınızı düşünün. Çünkü sağlıklı olmadıktan sonra 36 beden olmak hiçbir işe yaramaz… 🙂

Reklamlar

Su İçmemek Şişmanlatıyormuş!

su içmemek şişmanlatıyor

Bugün 3. ay kan tahlili sonuçlarımı doktoruma götürdüm, doğru yolda mıyım n’oluyor diye. Her şey yolundaymış, turp gibiyim maşallah. öyle de hissediyorum zaten. Hiçbir sıkıntım yok. İlaçlarımı almaya aynen devam. Çinkom biraz fazla çıktı ama sorun değilmiş. Kolesterolüm de üst sınırın biraz üzerinde, 220 civarı ama bu sonuç da normalmiş. Kan yağları değerlerinde 6-8 ay boyunca dalgalanma olurmuş.

Yalnızca biraz daha su içmem gerekiyor çünkü su içmemek kilo aldırıyormuş! Bunu bugün doktorum söyledi valla. Biliyordum ama insanın bazen tekrar duyması gerekiyor. Şahsen de tanıdığım ve çok sevdiğim detoks uzmanı Gül Kaynak’ın su içmemekle ilgili çok güzel bir yazısı var. Bence kendinize bir bardak su koyun ve bu yazıyı okuyun 🙂

Not: Bir bardak suyun içine bir çay kaşığı karbonat (ya da İngiliz karbonatı) koyarsanız su daha yumuşak içimli, daha alkali ve daha sağlıklı olacaktır. Bu da Gül hanımdan öğrendiğim bir taktik. Ama yine de kullanmadan önce doktorunuza danışmanızı öneririm.

Su İçmemek Şişmanlatır Mı?

Yetince su olmadan yeterince enerjiye sahip olamayız ve güçsüz hissederiz. Yapılan çalışmalar su oranındaki %3’lük bir düşüşün, kas gücünde %10 azalma, hızda %8 düşme ve daha düşük kas dayanıklılığına yol açtığını göstermektedir.

Kronik olarak dehidre, yani sağlık uzmanları tarafından önerilen miktar olan günde minimum 2 litre suyu içmeyen %75’in arasında mısınız? 

Maalesef günümüzde çoğu insan günlük ortalama 1 litre sıvı alıyor; bunun da çoğu asidik içeceklerden yani çay, kahve ve meşrubattan, ki bunlar aslında vücudun suyunu çalıyor. Amerika’daki Cornell Tıp Beslenme Merkezi’nin yaptığı bir ankette katılımcıların %10’u gün içinde hiç su içmediklerini belirtmiş!

Sağlıklı bir insanın vücut ağırlığının %70’i sudur. Kaslarımızın ve kalbimizin %75’i, beynimizin ve böbreklerimizin %83’ü, akciğerlerimizin %86’sı ve gözlerimizin %95’i sudan oluşur. Kemiklerimizin bile %22’si sudur! Eğer yeterince su içmezsek – ki çoğumuz içmiyoruz – veya yanlış içecekler tüketirsek vücut sağlığımızı riske atarız.

Ortalama bir yetişkin gün içinde terleme, idrar, hareket, hatta uyku yolu ile 2,5-3 litre sıvı kaybeder ve bu yerine konmazsa vücut susuz kalır.

Yeterince su içmemek bizi öncelikle yorgun yapacaktır; gün içindeki yorgunlukların bir numaralı sebebi su eksikliğidir. Yetince su olmadan yeterince enerjiye sahip olamayız ve güçsüz hissederiz. Yapılan çalışmalar su oranındaki %3’lük bir düşüşün, kas gücünde %10 azalma, hızda %8 düşme ve daha düşük kas dayanıklılığına yol açtığını göstermektedir.

%4’lük su kaybına ulaştığımızda ise baş dönmeleri hissederiz ve fiziksel güç kapasitemizde %30’luk bir güç kaybı oluşur. Bir puan daha düşünce büyük ihtimalle konsantrasyon bozukluğu, uyuşukluk ve baş ağrısı yaşarız.

Susuzluk düşünce bozukluğuna, kısa süreli hafıza problemlerine, kendimizi sözlü olarak ifade etmemizde zorlanmaya ve odaklanma problemlerine yol açabilir. Belki de hafıza zayıflaması zannettiğiniz, günlük su tüketiminizin azlığı ile alakalıdır!

Bu liste uzayıp gidiyor; baş dönmesi, el ve ayak soğukluğu, huzursuzluk, asabiyet, depresyon, şeker tüketme isteği, kramplar, mide ekşimesi, eklem ve sırt ağrıları, migren, kabızlık… Uzun süreli kronik susuzluk ise obezite, kalp hastalıkları, kanser gibi daha ciddi hastalıkların sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Eğer vücudun suyunun %15-20’sini kaybedersek, yaşamımız direk olarak tehlikeye girebilir. Kısacası su eksikliği bizi öldürebilir!

Öte yandan sağlığımızla ne kadar ilgiliyiz tartışılır! İçimde uyuyan “mühendisi” uyandırarak verdiğim bunca istatistik ve bol rakamlı bilgiyi aldığım “Zayıflamada PH Mucizesi” kitabının yazarı Dr Robert Young’tan PH eğitimi almak için San Diego’daki merkezine gittiğimde, biz öğrencilere ilk söylediği: “Aslında kitabımın adı Sağlıkta PH Mucizesi olacaktı, ama editörüm büyük bir çoğunluğun sağlıkla değil de zayıflamak ile ilgilendiğini söyledi, bizde kitabın adını değiştirmek zorunda kaldık…” idi!

İngilizcede “You can never be too thin or too rich.” – “Hiçbir zaman yeterince zayıf veya yeterince zengin olamazsınız.” sözü çok üzücü ama belki de günümüzde insanoğlunun bir türlü tatmin olamama sıkıntısını açıkça anlatıyor.

O zaman oyunu kurallarına göre oynayalım: Evet eğer yeterince su içmezsek şişmanlarız! Bu kadar basit. Hafif susuzluk bile metabolizmamızı %3 oranında yavaşlatır. Vücudumuzun susuzluk işaretlerine gözümüz o kadar kapalıdır ki, susadığımızda acıktığımızı zannedip hemen ağzımıza yiyecek bir şeyler atarız. Yani, yeterince su içmezsek, gereğinden fazla yeriz. Ayrıca yeterince su almazsak, vücut elindeki suyu tutar, kendimizi şişmiş ve rahatsız hissederiz, ayrıca olduğumuzdan daha kilolu görünürüz! Vücudumuzdaki ödemi atmanın en kolay yolu daha fazla su içmektir.

Asidik bir vücut yağlanmaya başlamış bir vücuttur. Vücut içtiğimiz suyu asitleri nötrlemek, asit fazlasını seyreltmek, asitleri ve toksinleri idrar, ter ve bağırsak yoluyla yıkamak için kullanır. Yeterince su içmezsek vücudumuz çok asitli olur ve yağ depolama durumuna geçer. Alman araştırmacılar su içmenin kalori yakma oranını arttırdığını ortaya koymuştur; sadece 2 bardak su bile metabolik oranı 3 puan arttırır.

Bu bulguların yayınlandığı Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism dergisi, bir yıl boyunca günde içilen 1,5 litre ilave suyun ekstra 17,400 kalori yakmayı sağladığını anlatıyor; başka bir deyişle tam 2,5 kilo!

Hiçbir şey yemeden 30 gün dayanabileceğimizi, öte yandan sadece 72 saatlik bir susuzluğun ölümle sonuçlanacağını biliyoruz. Ayrıca vücudumuz soğuk havada, sıcak havada kullandığı kadar su kullanıyor ve uyurken kullandığımız su oranı uyanıkken kullandığımız su oranına eşit!

O zaman bu kadar bilgi üzerine hemen bir bardak su içelim ve gün içinde devamlı ve bol su içmekten korkmayalım. Halk arasında yaygın olan “Çok su içersem böbreklerim yorulur” inancı maalesef doğru değildir; asıl bol su içmek böbrek taşının oluşumunu önlemede çok önemli bir etkendir.

Su içmenin önemini hatırladık, şu andan itibaren günde en az 2,5-3 litre suyu amaçladık, ki bu çok güzel bir başlangıç.

Kaynak: Detoks Uzmanı Gül Kaynak

Loop Duodenal Switch (SADIS) Nedir – Op. Dr. Tuğrul DEMİREL

SADI-S operation

Aşağıdaki bilgiler Dr. Tuğrul Demirel’in sitesinden alınmıştır ama yukarıdaki illüstrasyon Op. Dr. Murat Üstün‘e aittir. Evet benim doktorum Tuğrul Demirel ama benim amacım hiçkimsenin reklamını yapmak değil, sadece bilgi vermek ve benim durumumda olanlara yardımcı olmak. (Dr. Tuğrul Demirel (Diasurg)‘i çok seviyorum ve ondan daha iyi bir doktor bulabileceğinizi de sanmıyorum ama sonuçta karar sizin. Bu ameliyatı olacaksanız mutlaka doktorunuzu iyi seçin ve daha önce opere ettiği hastalarıyla birebir konuşmak için doktorunuzdan izin isteyin ve aklınızdaki HER soruyu mutlaka önce doktorunuza, sonra bizzat bunu yaşayanlara sorun. Doktor bile bir yere kadar empati kurabiliyor. Hastanın halinden en iyi yine başka bir hasta anlıyor. Ve kesinlikle gözüm kapalı tavsiye ediyorum bu ameliyatı morbid obezlere, çok geç olmadan hayatınızı geri kazanın ve ne yapın edin ameliyat olun. İnanın hiç korkulacak bir şey yok. Ameliyat öncesi ve sonrası deneyimlerimi şurada paylaştım)

MORBİD OBEZİTE ve SÜPER OBEZİTE CERRAHİSİNDE en etkili metodlardan bir tanesi: SADİ-S AMELİYATI

 

SADİ-S Single Anastomosis Duodeno-Ileal Bypass adının kısaltılmış halidir. Klasik Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch ameliyatının daha basitleştirilmiş formudur. Duodenal Switch ameliyatında safrayı saptıran ikinci bir bağlantı yapılırken, SADİ-S ameliyatında, incebağırsakların son üçte birlik kısmı, doğrudan ve kesilmeden, mide çıkışına bağlanır. Anatomik şekil olarak Mini Gastrik Bypass ameliyatına benzesede, Mini Gastrik Bypass ameliyatından her açıdan çok daha üstün ve konforludur. 

 

SADİ-S (LOOP DUODENAL SWİTCH) AMELİYATININ ÜSTÜNLÜKLERİ:

 

Öncelikle SADİ-S Ameliyatının,  Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından en önemli farkı,  SADİ-S  ameliyatında geride kör mide bırakılmamasıdır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, mide eşit olmayan iki parçaya bölünür. Yemek borusunun komşuluğunda çok küçük bir mide aktif olarak kullanımda bırakılır ve bu küçük mideye aşağıdan çekilen ince bağırsak bağlantısı yapılır. Bu nedenle, midenin asıl büyük kısmı, tamamen kapalı olarak içeride atıl halde bırakılır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, içeride işlevsiz olarak bırakılan bu mide bölümüne, ileride oluşabilecek hiçbir sorun için, endoskopi yoluyla bakmak olanağı olmaz. Çünkü yemek borusunun bu kalan mideyle bağlantısı kesilmiş olmaktadır. Oysa içeride kalan bu midede strese bağlı gastrit olabilir, ülserler çıkabilir hatta kanser olabilir. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında bu durumlardan her hangi biri için bile erken tanı yada endoskopik tedavi olanağı tamamen ortadan kaldırılır.

 

Bunlardan başka, Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, midenin uyarılmasını, sağlıklı çalışmasını, boşalma faaliyetini ve asit salgısını düzenleyen, “VAGUS” sinirleri ve mideye dağılan lifleri, kesilir. Geride işlevsiz bırakılan büyük midenin böylece, sinirsel uyarısı da bloke edilmiş olur.

 

Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında mide çıkışını kontrol eden, midenin erken boşalmasını veya ince bağırsaklardan mideye safralı içerik kaçmasını engelleyen “PİLOR KASI” işlevsiz hale gelir. Çünkü Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında PİLOR KASI’da bypass edilir. Ayrıca PİLOR Kasının etkin çalışabilmesi için gerekli olan VAGUS sinirlerinin, Pilor Kasına giden lifleride bu mide bypasslarında kesildiğinden, kas fonksiyonel olarak da yetersizlik içine sokulmuş olur.

 

Özellikle Mini Gastrik Bypass ameliyatında, mide ile ince bağırsak arasında yapılan bağlantıdan, bol miktarda safra devamlı aktığı için, bu bağlantıda “Anastomoz Ülseri” dediğimiz ülserli yaralar daha sık görülür. Çünkü midemiz normalde az miktar safra reflüsüne karşı kendisini koruyabilir. Bunun için yeterli donanıma sahiptir. Bir kere ameliyatsız midenin hacmi ve mide öz suyu salgısı büyüktür ve içine gelen safralı içeriği rahatça kontrol edebilir. Ayrıca normal mide çıkışında bulunan ve Vagus sinirleri ile tam olarak uyarılan PİLOR KASI, normalde ameliyatsız mideye aşırı safra kaçağını engeller.

 

Oysa Mini Gastrik Bypass ameliyatında

 

1. Aktif mide öncekine kıyasla çok küçük hacime ufaltılır.
2. Mide hacmi çok küçüldüğü için mide öz salgısıda o bölümde aşırı azalır.
3. İnce Bağırsak ile yapılan bağlantı stapler ile ve çok geniş yapıldığındanve pilor kasını bypass ettiğinden,  yukarıdan gelen safra, o küçük mideyi yıkayarak aşağıya devam etmek zorunda kalır.
4. Hem mide hacimi küçüldüğünden, hem küçülen midenin safrayı bertaraf etmesi beklenen öz salgısı azaldığından, hem de ameliyatsız halde aktif çalışan Pilor Kasının, Mini Gastrik Bypass ile işlevsizleştirilmesi nedeniyle, ameliyat öncesine göre orantısız şekilde artan safra reflüsünün neticesi, çok daha yüksek ülser riskidir.

 

Aşağıdaki Op. Dr. Tuğrul Demirel’e ait SADI-S ameliyatı çizimi. Burada midenin alınan kısmını daha net görebiliyorsunuz.

SADI-S ameliyatı

 

SADİ-S AMELİYATININ (LOOP Duodenal Switch) AVANTAJLARI:
1. Midenin dış kısmı çıkartılır ve içeride bırakılmaz.
2. Mide tüpleştirlerek kısmen küçültülür. Midenin uzunlamasına yapısı korunur.
3. Mideyi sinirsel olarak uyaran “VAGUS SİNİRLERİ” tamamen korunur. 
4. Mide çıkışını kontrol eden “PİLOR KASI” tüm işlevleri ile korunur. 
5. Aşağıdan getirilen ince bağırsak, mideye değil, Pilor kasından sonraki başka bir ince bağırsak bölümüne bağlanır.
6. Yapılan bağlantının her iki tarafı da safra ile temasa göre farklılaşmış ince bağırsak olduğundan, “ANASTOMOZ ÜLSERİ” HİÇ GÖRÜLMEZ. 
7. Mide hacmi çok geniş bırakılır. Yemek porsiyonları hiçbir obezite cerrahisi ameliyatı ile kıyaslanmayacak kadar fazla ve tatminkar olur.
8. Geride kapalı yada kör mide bırakılmadığı için, bütün Duodenal Switch ameliyatları gibi, SADİ-S ameliyatı sonrasında mide, endoskopik olarak rahatlıkla değerlendirilir.
9. Duodenal Switch ameliyatları, en etkili ve etkisi en kalıcı obezite cerrahisi yöntemleridir.
10. Özellikle morbid obezite ve süper obezite ile birlikte olan Şeker Hastalığının tedavisinde ve bu kontrolün kalıcılığında, Duodenal Switch ameliyatları, Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından bariz olarak üstündür.

 

Loop Duodenal Switch (SADI-S) Ameliyatı Hikayem

Merhaba,

Tam 2 ay önce ameliyat oldum. Çevremdekilere dediğim gibi basit bir “mide ameliyatı” geçirmedim aslında. Tüm hayatımı kökten değiştiren bir metabolizma ameliyatıydı bu. Bir obezite ameliyatı geçirdim. Hayır kelepçe taktırmadım. Herkes ilk önce bunu sordu bana. Kelepçe mi diye. Evet en çok bilinen ve en yaygın olan kelepçe yöntemi. Ama artık eski, demode, etkisinin geçici olduğu ispatlanmış ve tercih edilmeyen bir yöntem. Hala yapılıyor pek çok yerde ama eğer siz kelepçe taktırmayı düşünüyorsanız vazgeçin. Çünkü gerçekten uzun vadede bir işe yaramıyor, komplikasyonları çok fazla ve kelepçeyi çıkarttırdığınızda verdiğiniz kiloları korumakta zorluk çekmeniz de cabası. Bunları ben değil, çok sevgili doktorum Tuğrul Demirel diyor. Sadece o değil, obezite cerrahisinde uzman olan pek çok hekim de aynı fikirde. E yapan yok mu hala bu ameliyatı, var. Ekmek parası diyelim…

Bu blogu açmamın TEK sebebi, benim gibi hayatı boyunca obeziteden muzdarip olan ve hasbel kader Google’da obezite cerrahisi ile ilgili araştırma yaparken bu blogu bulan ve ameliyat olmayı düşünen kişilere yardımcı olmak. İnanın ben 5 sene kadar araştırdım bu ameliyatları. Hatta obezite cerrahisinin varlığını keşfettiğim yıllarda Duodenal Switch ameliyatı -tabiri caizsa- daha piyasada yoktu 😀

Çok kısaca kişisel geçmişimden bahsedeyim size. Şu anda 30 yaşındayım. Bu ameliyatı olmaya karar verdiğimde -daha doğrusu cerrahi yöntemlerin benim için bir seçenek olabileceğini fark ettiğimde- 110-120 kg. civarındaydım. 2008 yılında kendi imkanlarımla 90-95 kiloya kadar düştüm. Ki boyum da 1.75’e yakın olduğundan çok da fena görünmüyordum, iyi bile hissediyordum kilo verdiğim için. Ama spor ve diyetlerin etkisi asla sonsuza kadar sürmüyordu  çünkü ikisini de sıkılıp birkaç ay içinde bırakıyordum. Defalarca 20-30 kilo birden verdim liseden beri. Ama hepsini misliyle geri aldım. Ve 30 yaşıma geldiğimde artık 143 kilo olmuştum. Evet inanması çok güç ama “benim gibi olanlar” neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Bir insan evladı nasıl o kadar kilo alabilir diye ben bile düşünmüyor değilim. Benim tüm ailem şişman. Obezite bizde genetik. Evet bunun arkasına saklanmıyorum ama genetik yatkınlık ÇOK önemli obezitede. Tuğrul Demirel hocamın bu konuda yazdığı yazıyı şuradaki linkten okuyabilirsiniz. Yani eğer hayata bir obez olarak -ya da bir diğer deyişle obezite geni taşıyarak- başladıysanız, tüm hayatınızı spor ve diyetle geçirmek zorundasınız. Aksi takdirde ya kilolarıyla barışık bir şişman olarak yaşamaya devam etmek ya da bu ameliyatı olmak durumundasınız. Çünkü inanın bana o, geleneksel yöntemlerle zayıfladığınızda o kilolar geri geliyor… Er ya da geç! Ve hiçbir obez, güç bela verdiği kiloları geri almak istemez. “ay benim 5 kilo fazlam var, dukan diyeti mi yapsam” diyenlerden söz etmiyorum!! eğer onlardan biriyseniz, bu blog size hitap etmiyor 🙂 gidin güzel güzel verin 5 kilonuzu, siz “bizden” değilsiniz 😀

Nerede kalmıştık.. 135 kiloyken evlendim ve 1 sene dolmadan evliliğin verdiği rehavet ve kocama güzel yemekler yapma arzusuyla 10 kilo daha aldım. Dedim artık bu iş böyle olmayacak. Eşim de yemek yemeyi çok seviyor ve ileride bebek de yapmak istiyoruz. Ama bu kiloyla bu imkansız. İnsülin direncim de var çünkü. E o zaman daha ne duruyorsun dedim kendime. Şimdiye kadar gözümü korkutup da yaptırmadığım ameliyat dosyasını yeniden açtım. Araştırmalara kaldığım yerden devam ettim ve yeni bir yöntem keşfettim: Duodenal Switch!

Tabi ben Duodenal Switch yerine Loop Duodenal Switch, yani SADI-S ameliyatını tercih ettim. Çünkü tek anastomozlu, yani 2 yerine 1 bağlantı noktası var bağırsaklarda. Ve bağırsaklarda emilimin gerçekleştiği yer daha uzun (250 cm kadar) (Bunlar size belki bir şey ifade etmiyor şu anda ama okudukça daha iyi anlayacaksınız)

Peki nedir SADI-S? öğrenmek için tıklayın