Tüp Mide ve SADI-S Ameliyatının Farkı

tup mide_sleeve gastrectomy
Türkiye’de çok fazla tüp mide (sleeve gastrectomy) hastası var. Obezite cerrahları tabiri caizse çıtır çerez gibi tüp mide yapıyor ve tüp mide ameliyatını obeziteye kalıcı bir çözümmüş gibi sunuyor. Hayır değil arkadaşlar. Peki ama neden?

Eğer obezseniz midenizi küçültebilirsiniz ama beyniniz hep obez kalacak. Yani tüp mide ameliyatı olsanız da eliniz tatlılara hamurlara gidecek, bunu engellemenin bir yolu yok. Çok sağlam bir iradeniz olması gerekiyor bunun için. Ama zaten biliyoruz ki irademiz biraz daha güçlü olsaydı zaten küçük bir dana kıvamına gelmezdik 🙂 Üzgünüm ama gerçekler acıdır. Ha ben tatlı yemeyin demiyorum ama tüp mide ameliyatı olduysanız ya da olacaksız, tatlı ve abur cubur porsiyonlarınızı minimuma indirin diyorum. Hatta yapabiliyorsanız hiç yemeyin. Çünkü tüp mide ameliyatı olanların yarısı verdiği kiloları geri alıyor. Çünkü bağırsaklar eskisi gibi 6-8 metre kalıyor ve hoop tüm yedikleriniz kana karışıyor ve size löp löp et olarak geri dönüyor. Ama SADI-S ve Duodenal Switch ameliyatlarında bağırsaklarınıza da bypass yapılıyor ve hem tüp mideniz hem de emilim kısıtlayıcı süper güçler kazanan 1,5-2 metre boyunda bir bağırsağınız oluyor.

Bunu SADI-S (Loop Duodenal Switch) ameliyatı olmadan önce araştırmalarımda gördüm ve zaten o yüzden Duodenal Switch beni fazlasıyla çekti! Neden kilo alma ihtimalim olduğunu bile bile tüp mide ameliyatı olayım ki? Tamam, bu ameliyatı olan çok tanıdığım var ve gayet güzel, hatta benden de hızlı kilo veriyorlar. Ama içlerinden ‘keşke DS (Duodenal Switch) olsaydım’ diyenler de yok değil…

Her zaman dediğim gibi, obezite cerrahisi ile ilgili son kararınızı vermeden önce ÇOK çok iyi düşünün ve %100 içinize sinene kadar bekleyin, acele etmeyin. Çünkü bunun geri dönüşü yok! Ben 5 sene bu fikrin olgunlaşmasını bekledim. Bu hayatınızı değiştirecek bir karar. Zaten bu satırları okuyorsanız doğru yoldasınız demektir. Arama sonuçlarında karşınıza çıkan bir blog hayatınızı değiştirebilir 😉

Dr. Tuğrul Demirel‘in asistanı tüp mide ve SADI-S farkını çok güzel özetlemiş. Ben de burada paylaşmak istedim. Eğer daha fazla sorunuz varsa, onunla iletişime geçmek için Facebook sayfasını kullanabilirsiniz.

“Tüp Mide ameliyatı sadece mideyi küçülten bir ameliyattır. SADI-S ameliyatı ise 30 yıldır tüm dünyada uygulanan Duodenal Switch ameliyatının bir formudur. Tüp Mide ile SADI-S arasındaki benzerlik, ikisinde de mide aynı şekilde tüpleştirilerek küçültülmektedir. En büyük fark ise, SADI-S’de bu mide küçültme işlemi, incebarsak bypassı ile güçlendirilmektedir. Bu nedenle Tüp Mide de %40-60 arasında hastada görülen kilo geri alımı SADI-S ameliyatında %1’in altına iner. Yani en etkili obezite cerrahisi yöntemlerinden biridir. Öyle ki çok bildiğiniz gastrik bypass ameliyatı sonrasında kilo geri alımı %35 düzeyindedir. Eğer hastanın gastrik bypass öncesi ilk BMI değeri 60 kg/m2 yani Süper Obezite düzeyinde ise gastrik bypass sonrası kiloların geri gelmesi %60 düzeyine çıkar. Yani her 3 hastadan 2 tanesi kilolarını geri alır. Duodenal Switch ameliyatlarında 22 yıllık takiplerde kilo kaybının korunması %84 gibi çok yüksek oranlardadır.”

SADI-S ameliyatı ile ilgili daha detaylı bilgi almak için şu yazıma göz atabilirsiniz.

Reklamlar

5 Ayda 40 Kilo Verdim!

5 ayda 40 kilo verdim

Bugün tam tamına 40 kilo vermiş bulunuyorum! Dile kolay!!! 143 kiloyla başladığım zayıflama yolculuğuna artık 103 kiloyla devam ediyorum! Neredeyse 5 ay oldu ama ben hala her gün şaşırıyorum! 40 kilo 2 damacana sudan daha ağır! Düşünebiliyor musunuz, tam 2 tane damacana yükü attım üzerimden! Ya da sıfır beden minyon bir kadın çıktı içimden!

5 ay önce 54 beden kıyafetleri zorlarken, şimdi 44 beden montları zorluyorum! Üst bedenim her zaman daha zayıftı ama alt bedenim daha 46-48 sanırım (emin olamıyorum çünkü henüz yeni pantolon almadım, var olanları daralttırarak giyiyorum, her hafta bollaşıyor zira.)

Geçen hafta tatildeydim ve yemenin ucunu biraz kaçırdım – her tatilde olduğu gibi! Kızartmalar, tatlılar, ekmekler, rakılar… eee n’apıyım ama, 5 aydan beri tatile çıkamamıştık, yedik içtik gezdik, moral ve kilo topladık derken eve döndüğümde bir de ne göreyim; bırakın almayı 3,5 kilo vermişim bile! Duraklama dönemim sona ermiş! Vay be, o kadar yememe rağmen… Diyorum ya hala alışamadım bu ameliyatın mucizeviliğine! Şükürler olsun ki sağlığım yerinde ve kendimi HİÇ kısıtlanmış hissetmeden, diyet psikolojisine girmeden, istediğimi doya doya yiyerek kilo veriyorum. Daha başka ne isterim ki!

Midem ilk zamanlardan daha geniş, bunu hissedebiliyorum. Yarım tabak sulu yemeği zor bitirirken, şimdi baya tepeleme dolu tabakları yavaş yavaş yiyerek bitirebilirim bir oturuşta. Vitaminimi değiştirdim bu arada, Supradyn yerine One-a-day multivitamin tablet alıyorum. Türkiye’de yokmuş artık, o yüzden yurtdışından getirttim. Vitamin değerleri Supradyn’in iki katı fazla ve artı olarak kalsiyum da var içinde.

Kısacası keyfime diyecek yok… Giden 40 kilonun ardından, sonsuza kadar gittiğini bildiğim için yalancıktan bir göz yaşı dökerek, arkasından el sallıyorum 😛

15 Saat Süren Mide Ağrısı

Dün sabah 9’da her zamanki gibi kahvaltı ederken mideme bir ağrı girdi. Dedim heralde yediğim dokundu ama dokunacak bir şey de yemiyordum, her gün yediğim peynir ve ekmek nasıl midemi ağrıtsındı ki. Yarım saat geçti ama ağrım hala geçmedi. Ben de bir tane Talcid aldım, belki mide asidindendir falan diye. Ama işe yaramadı. Bir saat geçti, iki saat geçti ama ağrım hiç azalmadı. Ayağa kalktığımda iki büklüm oldum, yürümekte zorlandım. Sadece belli bir pozisyonda oturabiliyordum. Ara sıra geçer gibi oluyordu ama sonra yine sancımaya başlıyordu. Sanki 2 gün önce ameliyat olmuşum da içeriden midemi çekiştiriyorlar gibiydi. Ameliyattan sonra ilk kez böyle bir ağrı hissediyordum. Panik oldum, çünkü daha önce başıma gelmemişti. Midem mi delindi, n’oldu acaba, taş mı düşürüyorum, ülser mi oldum falan derken dedim en iyisi doktorumu arayım.

pantpasTuğrul hocam ağrıyla birlikte baş dönmesi, mide bulantısı ya da ishal olup olmadığını sordu. Sadece mide ağrım olduğunu söyledim. Pantpas al sabah akşam aç karnına dedi. Şu ilk 3 ay kullandığım mide koruyucu yani. Eğer geçmezse endoskopi yaptır, gastrit olabilir dedi. İçimden eyvah dedim. Çünkü sanırım ameliyatımla ilgili hatırladığım en sevimsiz detaylardan biri de endoskopiydi. Stres yapma o da kötüleştirir dedi ama stresli bir durum da yoktu ortada…

Gittim hemen Pantpas aldım, 3’te aç karnına içtim ama ne fayda! Ağrı devam etti. Ne sıcak tutmalar, ne sıcak bir şeyler içmeler, hiçbir şey işe yaramadı. Yiyip içtikçe daha çok acıyordu hatta. Ama doktorum yemeyi kesmememi söyledi. Ben de aynen dediklerini yaptım, ilacımı akşam da aç karnına içtim ama hiçbir değişiklik olmadığı gibi ağrı artmaya devam etti. Sinirden ve acıdan ağlıyordum artık. Gece 12 olduğunda uykum gelmişti ama uzanınca midem daha da rahatsız etti beni ama ah’laya of’laya geçmesini bekledim ve yarım saat içinde artık yorgunluğa mı yenik düştüm ne oldu bilmiyorum, uykuya daldım ve sabah kaltığımda ağrı gitmişti – çok şükür!

Şu anda iyiyim ama neyin ağrıya sebep olduğunu bilmediğim için biraz endişeliyim. Yani nüksedip nüksetmeyeceğini bilmiyorum. Ciddi bir şey miydi, değil miydi bilmiyorum. Daha önce reflü sıkıntım olmuştu 5-6 kez, ama onu aştım ilaç saatimi değiştirerek. Bakalım, Pantpas kullanmaya devam edeceğim bir süre ve asidik yiyeceklerden uzak duracağım. Neler olacak göreceğiz….

Daha önce hayatım boyunca hiç bu kadar uzun süren bir mide ağrısı çekmediğim için korktum açıkçası. En fazla 1 saat sürerdi ve geçerdi. Ama eşim daha önce babasının da 3 gün boyunca midesinin ağrıdığına şahit olduğunu ve merak etmemem gerektiğini söyleyince, içim biraz rahat etti doğrusu. Eğer sizin de başınıza midenizle ilgili en ufak bir yanma, ekşime, ağrı ya da reflü gibi bir sıkıntı gelirse, hemen doktorunuzla paylaşın, geçer diye beklemeyin, ciddi bir şey olabilir.

Bu arada bilmeyenler için Pantpas’ın Endikasyonları:

H.pylori (Helicobacter pylori)’nin neden olduğu duodenal ve gastrik ülserde tekrarı azaltmak amacıyla bu mikroorganizmanın eradikasyonu için uygun iki antibiyotikle kombine olarak, Peptik ülser (duodenal ülser ve gastrik ülser), Orta ve ileri derecede özofageal reflü. Mide yanmasına da iyi geliyormuş.

Son Zamanlarda Yediklerim ve Tatlı Krizine Çözümüm

Bir yandan kahvaltı niyetine içine 10 gr. protein tozu eklediğim sütümü içiyorum, bir yandan da uzun zamandır bloga bir şey yazmadığımı düşünüyorum. Çünkü artık her şey rutine bindi; ilaçlarımı zamanında gözüm kapalı alıyorum, öğünlerimde önce proteine öncelik veriyorum, sık sık su içmeye çalışıyorum…

Tek sorun hala yeteri kadar spor yapmıyor olmam. Buna da bir bahanem var, o da bu aralar çok yoğun olmam ve işle ilgili değişikliklerden ötürü gitmek istediğim spor salonuna karar verememiş olmam. Spor salonuna gitmediğim sürece düzenli spor yapamıyorum çünkü, geçmiş deneyimlerimden biliyorum. Kısa süreli planlarım arasında bir salona yazılmak var.

Ha bir de sorun mu bilmiyorum ama tatlı yeme isteğimin önüne geçemedim hala. Her gün olmasa da gün aşırı mutlaka çikolata, gofret gibi bir şey atıyorum ağzıma 😦 tamam mide alındı ama beynimizi de aldırmadık ya! o tatlı isteği kaybolmadı gitti arkadaş! bazen tatlım geldiğinde meyve yiyorum, o zaman hem doymuş hem de nispeten tatlı bir şey yemiş olduğum için ‘ucuz atlatıyorum’.

1 haftadan beri kilom aynı bu arada, -/+ 500 gram oynuyor ama aynı. İlk aylarda çok hızlı kilo verdim ama sanırım bir duraklama periyodundayım ya da o yediğim tatlılar gelir totomu tırmalar moduna girdim 😀 ama şöyle ki; ben hayatım boyunca hep 90-110 kilo arasındaydım, yani vücudum şu anda olduğum kiloya çok alışık, bedenin de bir kilo hafızası var, neden bahsettiğimi az çok anlıyorsunuzdur. Tam kırılma noktasındayım yani, o yüzden proteine ağırlık verdim, belki bir işe yarar diye, ama hep bu ‘diyet moduna’ girdiğimde Tuğrul hocamın dediği geliyor aklıma. ‘Hiç kilo vermeye çalışmayın, nasıl olsa vereceksiniz’ diyor. Evet o yüzden bu duraklamayı sorun etmiyorum zaten. Ama tatlı yemem konusunda beni uyaracağını bildiğim için buna da dikkat etmeye çalışacağım 🙂

Bir de son zamanlarda neler yediğimi paylaşmadan önce eklemek istediğim bir şey var. Söyledim mi önceden bilmiyorum ama yemek yapmak artık eziyet haline geldi 😦 yani tamam eşim için güzel bir sofra hazırlama isteğiyle yine güzel yemekler yapıyorum ama hem insan yemek yaparken doyuyor, hem de az yiyebildiğim için 1 saat uğraşıp yaptığım yemekler benim için en fazla 5 dakika sürüyor. İnsan tuhaf oluyor öyle olunca… Hele kahvaltılar tam bir işkence! Bunu daha önce de yazmıştım. Bazen diyorum, keşke eşim de benim gibi az yeseydi, o zaman ‘akşama ne pişirsem’ derdim hiç olmazdı, alırdık elimize bir küçük yoğurt, kaşıklar dururduk 😀 Hayal işte…

KAHVALTI
share1410416106487Fıstık ezmesi protein bakımından iyi bir kaynak. Ama tadı pek olmadığı için -ve hatta bana çok ağır geldiği için- biraz reçel ile yedim. Zaten fıstık ezmesi reçelle yenir. Bkz: Peanut butter & jelly 🙂 bir dilim tahıllı ekmek ile mükemmel oluyor. Yarısını yiyebildim tek seferde, kalanı ara öğünde.

domates burgu peynir
Murat Bey’in burgu peyniri favori peynirlerim arasında. Bir adet domates ve yanında peynir süper gidiyor. Ekmek yok. Eskiden olsa şu kuş kadar şeyle asla doymazdım… 🙂

lor peyniri biber mantar
Yumurta sevmiyorum ve yiyemiyorum. Bunu artık blogumu takip eden herkes biliyor. Bu da yumurtasız omlet. Mantar, lor peyniri ve biber var. Zeytinyağıyla sote edildi. Ama tabiki bu tabağın hepsini yiyemedim. Geri kalanına başka bir öğünde yumurta kırıp yedim. Sorun ekmeksiz yememde sanırım. Ekmek olmayınca ne yumurta ne peynir tek başına zor gidiyor. Yılların alışkanlığı işte. Ama bunu da aşacağım!

tam tahilli ekmek salam eski kasar
Klasik kahvaltım diyebilirim. Bir dilim tam tahıllı ekmek ve üzerine salam ve eski kaşar, ya da dana jambon ve beyaz peynir. İşlenmiş etler çok iyi proteinler değil ama işte…
domatesli omlet
Bu görsel alıntı. Lor peynirli veya beyaz peynirli ve bol domatesli, tek yumurtalı omlet de sık yediklerimden ama her zamanki gibi bitiremediklerimden. Bitmiyor arkadaş şu yumurtalar 😦

ARA ÖĞÜN
activia seftali
Bu ara nerdeyse her gün 1 adet Activia yoğurt yiyorum. Eskiden içinde şeker olduğu için pek yemezdim ama artık severek yiyorum. Tek başına yoğurdun tadı da hoş gelmiyor malesef. Ananaslı Activia ve Passion fruit & Şeftali olanını çok sevdim.

beyaz peynir elma
Ameliyattan önce de meyve yersem yanında mutlaka bir parça peynir de yerdim insülin direncimi dengelemesi, meyve şekerinin çok çabuk kanıma karışmaması ve daha tok tutması için. Hala daha öyle yapıyorum. Süte de tarçın eklerim mutlaka ezelden beri. Yine şekeri dengelemesi açısından. Siz de öyle yapın tavsiye ederim.
kirmizi erik
Dediğim gibi tatlı krizim geldiğinde hemen bir adet meyve kapıyorum dolaptan. Şeftali, yeşil elma, mor erik, incir, mandalina… Ekşi meyveler daha da köreltiyor tatlı isteğini. O yüzden hayatımda hiç yemediğim kadar meyve yiyorum bu aralar -LOL-

incir
AKŞAM YEMEĞİ

kabak yogurt
Biraz zeytinyağıyla pişirdiğim 1 adet küçük kabak ve yanında sarımsaklı yoğurt. Hafif, doyurucu ve lezzetli. Her gün et olmuyor, insan bıkıyor.istavrit midye kalamar
Bu ara istavritin gözüne vurdum diyebilirim. 10 adet istavriti çok rahat yiyebiliyorum! Evet kızartma olmasına takılmıyoruz 😛 Balık sezonu açıldığından beri balığa doyduk diyebilirim. Arada midye, kalamar ve hatta birkaç yudum bira da götürmüş olabilirim… 4 aydan sonra ilk kez bira içtim, rakı da içiyorum ara ara, bir duble sadece. Birayı tadımlık içtim ama mayalı içki olduğundan. Nasıl özlemişim var ya… Bir oturuşta iki 50’liği rahat içerdim. Hey gidi günler 😀

mantar mucver
Mantarı yemenin yeni bir yolunu buldum. Mantar köftesi! Ya da mantarlı mücver de diyebiliriz. Normal mücver gibi yapılıyor, kabak yerine mantar rendeliyorsunuz, içine de biraz un, zeytinyağı, maydanoz ve baharat. Az yağda kızartıyorsunuz. Missss gibi oluyor!

pirzola
Bu görsel de alıntı. 3 adet pirzola ve yanında pişmiş soğan (çiğ soğan midemi biraz ağrıtıyor), domates ve biber… Daha ne olsun. Proteinin en lezzetli ve pratik hali.

firinda peynirli makarna
Lor peynirli fırında makarna. Evet hala makarna yiyemiyorum. Bundan da 3 kaşık alabildim sadece ama içinde makarnadan çok peynir var. 2 su bardağı makarna varsa, 1 su bardağı da lor peyniri var içinde, ve üzerinde de 1 su bardağı taze kaşar. Beşamel sosta da süt var. Biraz da bu proteinleri bahane ederek yiyebildim, yani eğer ona yemek denebilirse.

sushi
Ve son olarak da Sushi. Çok güzel bir protein kaynağı. Pratik ve lezzetli. 3 roll’dan fazlası yenmiyor ama, bilginize 🙂

Kalsiyum Sitrat ve D3 Vitamini

Calcimax-D3 Cals D3 40 Suda Eriyen Vitamin 1000 mg + 880 IU

Her gün aldığım vitaminlerden biri de kalsiyum. Günde 2000-2400 mg kalsiyum almalıyım. Kalsiyumun iki çeşidi var: biri suda eriyen kalsiyum karbonat tabletler, diğeri de kalsiyum sitrat tabletler (bunlar hem kapsül şeklinde hem de eritme tablet olabiliyor). 3 ay boyunca Calcimax ya da Cals D3 eritme tabletlerden içtim ama tadı yüzünden artık normal kapsül haplara geçtim. CALCIMAX–D3 efervesan tablet (suda çözünen tablet) etkin madde olarak 1000 mg kalsiyum iyonuna eşdeğer 2500 mg kalsiyum karbonat ve 880 IU vitamin D3’e eşdeğer 9,68 mg kolekalsiferol içeriyor. Cals D3 – 40 Suda Eriyen Vitamin 1000 mg + 880 IU da Calcimax’ın muadili. Aynı şey ikisi de yani ama Cals D3 limon aromalı, Calcimax da portakal. Daha az şekerli olduğu için Cals D3’ü tercih ederim. Her gün 2 kez içmek zorunda kalınca inanın o asidi kaçmış Fanta tadı size kötü gelmeye başlıyor. İşte bu yüzden artık eritme kalsiyum içmekten fenalık geldiği için, hem de vücut tarafından kalsiyum karbonattan daha hızlı ve daha fazla emilen kalsiyum sitrata geçtim. calcium_citrate_D3 solgar vitamin D3 Bildiğiniz gibi D vitaminleri, kalsiyumun etkisini artırıyor.  Kalsiyum tek başına kemikleri korumuyor. Kalsiyum emilimi için D vitamini (400-800 Ünite/gün) gerekiyor. Solgar kalsiyum sitrat haplarında da D3 vitamini olmasına rağmen, tahlillerimde düşük çıkan D vitamini seviyemi arttırmak için ekstra Solgar’ın D vitaminini de alıyorum ilk aydan beri. Ve işe yaradı kesinlikle, giderek yükseliyor D vitaminim. Dikkat etmeniz gereken kalsiyumu multivitamin tabletlerle almamak. O yüzden yemeklerle birlikte aldığım multivitaminden yarım saat sonra günde 4 kez alıyorum kalsiyumu. 4 tablette 1000 mg. kalsiyum olduğu için ve günde en az 2000 mg. kalsiyum almam gerektiği için, daha yüksek dozda bir kalsiyum hapı bulmalıyım ya da süt, peynir ve yoğurtla takviye etmeliyim. İşte bunlar hep matematik ve ben matematikten nefret ederim 😀

Duodenal Switch ve Loop Duodenal Switch’in Farkları

Bugün günlerden Karşıyaka! Ne mi alaka? Verdiğim kilo tamı tamına 35,5 da ondan 🙂 143 – 107.5 = 35.5

Neyse, asıl bahsetmek istediğim SADI-S (Loop Duodenal Switch) ameliyatının Duodenal Switch’ten farkı. Şimdiye kadar edindiğim izlenimlere göre DS, Loop Duodenal Switch’ten daha yaygın ve uzun dönem sonuçları daha çok biliniyor. Evet benim ameliyatım da görünürde Switch ameliyatı ama son yazımda bahsettiğim destek grubunda bile gerçek DS’li (duodenal switchli) olmadığım imasında bulundular. Hayır sorularıma yardımcı oldular elbette kendilerince ama cidden farklı ameliyatlarmış DS ve Loop DS.

Facebook’taki DS’li hastaların grubundan anladığım kadarıyla; DS’li birinin Loop DS’li birinden daha fazla yağ ve proteine ihtiyacı var. Yağ, protein ve karbonhidratları da Loop DS’li birinden daha az sindiriyorlar çünkü kalan bağırsaklarının uzunluğu benimki gibi 250 cm değil 100 cm. Kısaca, benim onlar kadar proteine ihtiyacım yok(muş) ama yağ ve karbonhidratı çok daha dikkatli tüketmem gerekiyor(muş). Muş diyorum çünkü ben kendimi ‘gerçek’ bir DS’li gibi görüyor ve tabiri caizse biraz lakayıt davranıyordum şekerli ve yağlı gıdalar konusunda. ‘Amaaan nasıl olsa sindirilmiyor’ diye…

Kazın ayağı öyle değilmiş işte…

Tamam şimdi güzel kilo veriyorum ama ya kilo vermem ŞAK! diye durusa ve ben de balina gibi karaya oturursam 😀 O yüzden kendi kendime bir söz verdim geçen hafta ve daha çok protein ve daha az karbonhidrat almaya başladım. Etin ve peynirin gözüne vurdum diyebilirim!

Ve şu DS grubunda gördüm ki:

1- DS ameliyatı olursanız (ki tüp mideli arkadaşlarım da bunu söylüyor) bazı günler kendinizi dipsiz kuyu gibi hissedebilir ve tokluk hissinizin kaybolduğunu düşünebilir; bazı günler de canınız hiçbir şey yemek istemeyebilir ve yemek yemek zorunda olduğunuz için telefonunuza alarm kurup, bir görev gibi zorla yemek yiyebilirsiniz. Bu iki uç duygu durumu da çok normalmiş.

2- Ülkemizde obezite ameliyatı olan herkes o kadar duyarlı mı bilmiyorum ama o gruptaki yabancı hastalar yemek konusunda aşırı derecede bilinçli. Yani her peyniri peynirden saymıyorlar. İşlenmiş (pastorize) ve işlenmemiş peynirleri ayrı tutuyor ve her birinden alacakları protein ve kalsiyum oranlarını bilip, ona göre yiyorlar. Ve hatta çoğu DS’li gün içinde aldığı proteini gramı gramına sayıyor! Ve günlük protein shake’lerini aksatmadan içiyorlar.

3- Bu ameliyat GERÇEKTEN riskli. Öyle hikayeler var ki, ölümden dönmüşler. Ve ciddi komplikasyonlar oluşmuş çoğunda. Yaşanan en basit ortak sorunlar saçlarınızın yarısının dökülmesi ve kötü kokulu gaz çıkarma. Malesef benim için de geçerli bunlar. Ama buna da şükür. Bilincini yitirenlerden, bağırsak delinmelerine, fıtıktan reflüye daha neler var 😦

Daha uzun bir zamanım olduğunda, DS ve diğer ameliyatlar arasındaki önemli farkları yazacağım. Ama şunu kesin ve net söyleyebilirim, her ne kadar bu ameliyatlar kişiye özel yapılsa da, en gelişmiş ve en üstün obezite ameliyatı tartışmasız Duodenal Switch’tir. Benim ameliyatım diye demiyorum, en iyisi olduğu için bunu seçtim diyorum 😉 Umarım aradaki farkı anlayabilecek kişilere ulaşabiliyorumdur. Niyetim diğer ameliyatları kötülemek değil kesinlikle; daha iyi bir alternatif olduğunu göstermek. Uzun vadede verdiğiniz kiloları geri almanızı önlemek.

Eğer İngilizce’niz varsa DS ile ilgili istatistiki bilgilere şu siteden erişebilir ve tüm obezite ameliyatları arasındaki farkları bir diagramda kıyaslamalı olarak görmek isterseniz de şu siteye tıklayabilirsiniz. (Önce yukarıdan karşılaştırma yapmak istediğiniz ameliyatları seçmeniz ve chart’ların ortasındaki yeşil çubuğu kaydırmanız yeterli) Şimdiye kadar gördüğüm en başarılı uygulama…

Obezite Cerrahisinde Destek Grupları Neden Önemli?

obezite cerrahisinde destek grupları

2006 yılında üniversiteden mezun olduğum yıl obezite ameliyatlarını araştırmaya başlamış ama ameliyat olmaya 2014 ocak ayında karar vermiştim. 10 yıla yakın düşündüm yani. Çok araştırdım. İngilizce ve Türkçe bulabildiğim her kaynağı okudum. Obezite ameliyatı olmuş insanların bir araya geldiği forumlara üye oldum, buluşmalarına katıldım, aklıma gelen her şeyi sordum… Hatta çok iyi hatırlıyorum, Türkiye’de ilk Gastric Bypass ameliyatı olan kızla da bizzat tanışmıştım.

Demeye çalıştığım, midenizin üçte ikisini aldırmak, öyle bir gecede alabileceğiniz bir karar değil. Olmamalı da. ‘Of yeter ben diyet yapmaktan sıkıldım, ameliyat olacağım!’ diye gecenin 3’ünde bir hezeyan anında alınmamalı bu karar. Tüm hayatınızı değiştiren, ciddi bir ameliyat bu. Ve tüm önemli kararlar gibi, sizden daha deneyimli olanların fikirlerine danışılarak verilmesi, daha doğru olur.

Tıpkı benim ameliyat öncesi doktorumun diğer hastalarıyla telefonda konuşarak aklımdaki tüm soru işaretlerini gidermem ve ameliyattan saatler önce bile hastaneden taburcu olmak üzere olan başka bir hastasıyla son endişelerimi paylaşmam gibi… Böyle hassas ve önemli bir konuda, manevi destek çok büyük bir ihtiyaç. Çünkü tamamen yabancı olduğunuz yeni bir dünya bu. İster benim gibi yıllardır araştırıyor olun, ister bugün Duodenal Switch’in ne olduğunu öğrenmiş olun; her gün yeni bir şey öğrenmeye devam edeceksiniz -tabi isterseniz-. Ben şahsen büyük bir zevkle yapıyorum bunu… Bilgi almak kadar vermek de hoşuma gidiyor. Zaten ameliyat öncesi ve sonrası desteğin ne kadar önemli olduğunu bildiğim için bu blogu açtım 🙂

Peki nerede bu obezite destek grupları?

Eskiden forumlar vardı, şimdi Facebook var. Onlarca obezite destek grubu var Facebook’ta ama hepsi tarafsız değil. Nasıl mı? Çünkü çoğu grup, obezite cerrahisi doktorları tarafından açılan ve onların asistanları tarafından yönetilen gruplar. Ve ne yazık ki -tarafsız görünmeye çalışsalar da- kendi uyguladıkları prosedürler hariç diğer ameliyat türleri hakkında konuşulmasını bile istemedikleri grupları var. Nereden mi biliyorum? Çünkü geçtiğimiz kış aylarında bu ameliyatı olmaya karar vermişken, H… C…’un destek grubuna katıldım. Yazdım çizdim sordum ettim, amacım daha çok bilgi sahibi olmaktı. Daha doktoruma karar vermemiştim. Hangi ameliyatı olmam gerektiğini düşünüyordum hatta o zamanlar.

Ve Duodenal Switch (DS) ameliyatını keşfettim! Tabi ki ilk önce üye olduğum obezite grubunda bunu sordum. Nedir bu ameliyat, kim yapar, H. Bey yapıyor mu vs. diye bir soru sordum. A-ah bir de ne göreyim, sorum silindi gruptan! Ama neden? Bir kuralı mı ihlal etmiştim? Yoo hayır. Nedenini asistanına sorunca anladım ki H. Bey bu ameliyatı yapmıyor ve yapmadığı için de sayfasında yayınlansın istemiyor… Tercih onun tabi ama bu tavır hiç samimi gelmemişti bana. Sen orada potansiyel müşteri arıyormuşsun anlaşıldı deyip, gruptan çıkmıştım. Arkasından Tuğrul hocayı keşfettim zaten ve gerisi geldi…

Bu arada benim de üye olduğum bir destek grubu var, adı Obezitem.com. Pek çok üyesiyle tanıştım ve sık sık yazışıyoruz Facebook’ta, ya da telefonda görüşüyoruz. Herkesten yeni bir şeyler öğreniyorum. Geçen gün de beni Amerika’da yaşayan DS’li bir hanımefendinin açtığı destek grubuna üye yaptı doktorum sağolsun. Grubun adı Duodenal Switch Patients. İngilizce’niz varsa mutlaka üye olun. ‘Ben bile çok şey öğreniyorum’ dediğinde şaşırmıştım ama gerçekten de öyle. İki gündür yorumları inceliyorum ve her hastanın birbirinden farklı olduğunu ama yine de ne kadar çok ortak yönü olduğunu görünce mutlu oluyorum. Bu yolculukta hiçbirimiz yalnız değiliz. Dünyada milyonlarca obezite hastası var ve yüzbinlercesi de ameliyatlı. Geriye deneyimlerden ders çıkarmak kalıyor…

Destek gruplarından öğrendiklerimi paylaşacağım sizinle de 😉 Bir sonraki yazıda artık…