Aylar: Haziran 2014

Obezite Ameliyatıyla İlgili Kimsenin Söylemediği Şeyler

Evet, bu ameliyat hayatınız boyunca taşıdığınız gereksiz yüklerden kurtulmanıza yardım ediyor ve bir daha asla o kiloları geri almamak üzere veriyorsunuz (yanlış beslenmediğiniz sürece) ama bazı şeyler asla eskisi gibi olmuyor. Öyle korkutucu şeyler değil bunlar ama ben o kadar araştırma yapmama rağmen hiç bu bilgilerle karşılaşmadım, o yüzden bana sürpriz oldu. Size de olsun istemiyorum.

1- Obezite cerrahisi çok pahalı. Bunu mutlaka biliyorsunuz ama rakamlara aşina mısınız bilmiyorum. Devlet karşılasın benim ameliyatımı derseniz, 3-5 bin lira arası bir harcama yapmanız yeterli oluyor; tabi sıra size gelsin diye 1 sene kadar bekleyebilirsiniz. Ben özel hastanede oldum ameliyatımı ve bana sunulan 2 hastane seçeneğinden daha ucuz olanıydı ve ameliyat + ilaçlarımın toplam masrafı 40 bin liraya yakın tuttu. Kısaca; bu ameliyata girmek için hem maddi hem de manevi olarak hazır olmanız gerekiyor. Ama inanın her kuruşuna ve çekilen her acıya değer…

2- Sessiz bir ortamda yemek yemeyi unutun 🙂 niye mi? Ameliyattan sonra yemek yerken, ilk lokmanızdan itibaren, yemek bitinceye kadar mideniz sizinle konuşacak. Evet konuşacak. Bu guruldama, lavabodan su geçerken lıkır lıkır çıkan bir sese benzer sesler çıkarma, geğirme, gurklama vs. gibi farklı şekillerde kendini gösterecek. Ne kadar yavaş ya da hızlı yediğiniz fark etmiyor. Çok rahatsız ediyor mu? Beni hayır. Ama eğer bir sessizlik anı olmuşsa karşınızdaki açıkça bunları duyuyor ve tuhaf tuhaf bakıyor. Açıklama yapmak zorunda kalabiliyorsunuz. Bazen lokmalarımın aralarında konuşacak oluyorum ve bu sesler yüzünden es vermek zorunda kalıyorum bitsinler diye. Yani korkunç değil ama bilin yani, böyle bir şey var 😀 (Edit: 1 ay sonra bu seslerin çoğu kayboldu.)

3- Bu erkekler için geçerli mi bilmiyorum ama bir kadın olarak başıma gelen bu: Ameliyat olacağımı söylediğim her kız arkadaşım ya da kadın patronum vs. yani hemcinsim olan kişilerin %90’ı, onlardan daha zayıf olacağım diye korktu! Bunu açık açık da söylediler. Ay ben çok kıskanırım, aman çok kilo verme, sakın benden zayıf olma…. Neyin kafasındasınız siz?? Ben obezim! Sizse hayatı boyunca topluma göre normal kabul edilebilecek kilolarda özgürce yaşamış olan kadınlarsınız! bunu bana derken hiç mi utanmıyorsunuz! neyse kızmayacağım. Obez olmanın ne demek olduğunu asla anlayamayacak ve empati kuramayacak insanlar onlar ne yazık ki. Kısaca demek istediğim, kız arkadaşlarınızın size olan bakış açıları ister istemez değişecek ve kimin özgüveni düşük bir çırpıda anlayacaksınız.

4- Bu biraz pis bir konu gibi gelebilir ama hastanede yatarken ve sonrasında doktorunuzla sıklıkla konuşacağınız bir şey bu: Kakanız! Yaptın mı, yapmadın mı, ne renk yaptın, ishal oldun mu, gaz çıkardın mı, vs. vs. Bu sorulara hazırlıklı olun ve rahat olun, çekinmeyin. Benim diyeceğim şeyse şu; kahverengi kakanızla vedalaşabilirsiniz. 2 aydır kakam hep yeşil… Öyle ishal yeşili değil ama koyu yeşil. Bağırsak kısaldığı için öyle olurmuş. Bunu da geçenlerde tesadüfen gördüm. Eğer midemi bozarsam siyaha yakın bir renk alıyor hepsi bu. Ama her zaman yeşil. Sanırım bundan sonra da böyle olacak. Hani bilin de, panik olmayın sonra 🙂

5- Ameliyattan önce ve sonrasındaki ilk 6 ay ASLA yeni kıyafet satın almayın. Ama mecbursanız bunların her hafta size büyük geleceğini hesap ederek küçük bedenlerini satın almaya çalışın ya da tanıdık terzinin varsa ahbap olmaya bakın. Ameliyat olalı 2 ay oldu ama şimdiden 2 kot ve 1 pantalon daralttırdım ve hepsi yine büyük gelmeye başladı 😦 kıyafet büyük bir sorun oluyor. Üstler yine bir şekilde idare ediyor ama alt bedende sorun oluyor. Allahtan eski ve dar kotlarımı atmamıştım da onları yavaş yavaş giymeye başladım. Siz de dolaplarınızı bir karıştırın, mutlaka dar gelen kıyafetleriniz vardır.

Reklamlar

Ameliyattan Sonra Yiyemediklerim

Kısaca: Karbonhidratlar.

Mideme oturuyor çünkü. Dün kıymalı patates yemeği yaptım, yarım tabak yiyebildim. Yetiyor zaten. Ama ameliyattan önce 2 tepeleme tabağı rahatça yiyebildiğim makarnayı ancak 2 çatal yiyebiliyorum. Pilavı da öyle. Bildiğiniz boğazımda kalıyor sanki, yutkunamıyorum ne kadar çiğnesem de.

Bir orta boy pizzayı bir oturuşta rahatça yiyebilen ben, 1 dilim pizza ile çatlıyorum artık. Beyaz ekmek yemedim henüz. Tam tahıllı, buğday ekmeği ya da çavdarlı, kepekli olan dilim ekmeklerden yiyorum kahvaltıda. Onu da 1 tanesini zor bitiriyorum. Yumurtayı tek başına yiyemediğim için ekmek gerekiyor. Tadını sevmiyorum yumurtanın. Ama protein şart.

Kırmızı etleri çok iyi çiğnemek gerekiyor mesela. Tavuk ve balık kolay gidiyor. Gazlı içecekleri hayatınızdan çıkarmanız gerek. Ben kola çok severdim eskiden. Her öğlen bir ayvalık tostu ve Coca-cola zero’yu yuvarlardım güzelce. Ama ameliyattan sonra toplasanız 1-2 yudum kaçamak yaptım. Onu da ağzımda iyice çevirip gazını çıkararak yuttum. Nefsimi köreltmek için ama gerek de yokmuş. Tadı hoşuma gitmedi çünkü.

Ameliyattan sonra damak tadınız da değişiyor. Çok tatlı şeyleri yiyemiyorum mesela. Hoşuma gitmiyor, ağır geliyor. Yasak değil tatlı yemek ama ölçülü olmak kaydıyla. Haftada bir minik bir parça yeter. Göz tokluğu sağlasın, mahrum kalmış hissetmeyin diye.

Çok soğuk ya da çok sıcak içeceklerden uzak durmak gerek çünkü mideyi rahatsız ediyor. Hiç risk almaya gerek yok. Bir de öyle bir dikişte yarım litrelik pet şişe suyu kafaya dikmek yok artık, 3-5 yudumda içeceksiniz küçük bir bardak suyu. Ya da her ne içecekseniz. Aralarda su yerine ayran ya da süt içiyorum mesela sırf protein ve kalsiyum olsun diye. Suyu ne yazık ki çok içemiyorum hep tok hissettiğim için ama bu yanlış. Saat başı su içmek gerekiyor.

Ameliyattan Önceki ve Sonraki Hayatım

“3 yaşından beri şişmanım” lafı geyik değil arkadaşlar, tamamen gerçek. Kendimden biliyorum. Kendimi bildim bileli şişmandım. Hala daha şişmanım. Ameliyat olalı 2 ay oldu ve 2 ayda 22 kilo verdim. Bunu hiçbir diyet ve sporla yapamazsınız. Çok ekstrem bir sıvı diyeti falan uygulamıyorsanız şayet… Ki ölmek istemiyorsanız bunu yapmasanız iyi olur zaten 🙂 Ben loop duodenal switch’e borçluyum bu hızlı kilo kaybını. Ameliyattan önce konuştuğum op’lu (bu ameliyatı olmuş) herkes sanki sözleşmiş gibi bana aynı şeyi söyledi: “Keşke daha önce olsaydım bu ameliyatı”. Şimdi onları çok iyi anlıyorum, çünkü ben de aynı şeyi söylemeye başladım. Ama zararın neresinden dönerseniz kardır…

Peki bu ameliyatı neden uzun süre erteledim? Çünkü korkuyordum. Hayır ameliyattan değil, yemek yiyememekten. Çünkü herkes gibi ben de yemek yemeyi ÇOK seviyorum ve o beni obez yapan enfes fast foodlardan, bol yağlı Türk yemeklerinden ve iştah açıcı tatlılardan vazgeçmek istemiyordum. Ne büyük salaklık. Çünkü bunlardan asla mahrum kalmıyorum ki şimdi 🙂 Ha bir de her gün 5-10 tane ilaç/vitamin içmekten korkuyordum. Çocuk gibi ağlıyordum bunu düşününce. Ama 1 haftada ilaç içmeye alıştım. Günde 12 saat ayakta olduğum günler bile hiç aksatmadan aldım tüm vitaminlerimi. (Tüp mide, gastrik bypass ameliyatlarında vitamin almak zorunda değilsiniz diye biliyorum ama Duodenal Switch ameliyatı olanlar ÖMÜR BOYU vitamin takviyesi almak zorunda çünkü bu emilim kısıtlayıcı bir ameliyat türü. Sadece mide küçülmüyor. Normalde 6 metre olan bağırsak sadece 2,5 metreye düşüyor. (loop duodenal switchte (sadis). Duodenal switchte daha kısa kalıyor bağırsak. bu yüzden sadis ameliyatı tercih ettim) Yani yemekler 6 metrelik bağırsaktan geçeceğine sadece 2,5 metresinden geçiyor ve yiyecekler daha az emildiği için daha az kalori alıyorsunuz. Ve daha az vitamin tabii. Düzenli kan tathlili yaptırmak ve kandaki demir, kalsiyum, B12 vs. ne durumda diye kontrol etmek durumundasınız. Onlarca vitamin ve mineral var vücudunuzda ve her biri hayati önem taşıyor. Bazı op’lu hastalar hiç vitamin almıyor, inanın bu geri dönüşü mümkün olmayan zararlara yol açacak ileride, farkında değiller 😦

Ne diyordum. Ameliyat öncesi korkularım yersizmiş. Şimdi çok rahatım. Her şeyi yiyorum ve her hafta 2-3 kilo veriyorum. Her ay 10 kilo rahatlıkla gidecek. Şimdi 121 kiloyum. 22 kilo verdim bile. İlk 4-6 ay arası en çok kiloyu verecekmişim. Hedeflediğim bir kilo yok ama 75 kiloya kadar düşeceğimi düşünüyorum. Tam yarı yarıya erimiş olacağım 1 sene içinde. Bu mucize değil de ne 🙂 Ve eskiden çok acıkırdım. Şimdi açlık hissi kalmadı; çünkü midenin iştah hormonu salgılayan kısmını kesip aldılar. Tabi yine acıkıyorum 3 saat falan yemek yemezsem, robota dönüşmedik sonuçta 🙂 ama çok hafif bir açlık. Zaten avuç içi kadar yediğinizde çatlayacak kadar yemiş gibi oluyorsunuz. Kuş gibi yiyip fil gibi doyuyorsunuz yani. Bu o kadar güzel bir his ki… Az yiyip de doyanlara özendim yıllarca. Artık ben de onlardan biriyim 🙂 Az yiyebildiğiniz için ne yediğinize ÇOK dikkat etmeniz gerekiyor. Yemek tercihiniz her zaman önce PROTEİN olmalı. Bir parça tavuk ya da 2 köfte. Yanında da 1-2 çatal salata ya da sebze. Zaten daha fazlasını yiyemiyorsunuz. Kahvaltıda da önceliği yumurta, peynire vermelisiniz.

Ha bir de yemek yeme düzeninizde yapmanız gereken en önemli değişiklik de, katı ve sıvıyı aynı anda almamanız. Yani yemeklerle birlikte içecek içmek yok! Kahvaltıda çay, akşam yemeğinde su, kola içemezsiniz. (kola zaten yasak, ve asitli içeceklerin tümü. arada bir yudum alıyorum eşimin bardağından ama, çaktırmayın. pişman oluyorum hemen, geğirip duruyorum, siz bana uymayın) Ha isterseniz için ama o zaman mideniz hemen dolar ve yemek yiyemezsiniz -ki bunu istemezsiniz- ve uzun vadede mideniz genişler. Bunun da ne anlama geldiğini tahmin edersiniz… Bundan da korkuyordum. Ama inanın HİÇ aramıyorum. Hele ki kahvaltıda çay içmeden asla olmaz diyordum. Bal gibi oluyormuş yahu 😀 Çünkü birkaç lokma sonra inek gibi doyuyorsunuz ve midenizde yer kalmıyor. Sanki büyük seçim bir big-mac menü yemişsiniz gibi doyuyorsunuz yani, öyle anlatıyım 😛

Yemek yerken yapmanız gereken tek şey, ÇOK iyi çiğnemek ve ÇOK YAVAŞ yemek. Eğer acıkıp da heyecandan hızlı yerseniz o lokmalar boğazınıza diziliyor ve nefesiniz kesiliyor 😦 birkaç kere bu hatayı yaptıktan sonra dersinizi alıyorsunuz… Doktorumun bana beslenmeyle ilgili önerdiği tek şey var: Sağlıklı beslen, diyet yapma ve kilo vermeye çalışma. Çünkü zaten kilo vereceksin diyor. Ki veriyorum. Bazen canım tatlı çekince dondurma, tavuk göğsü veya çikolata yiyorum bir parça ya da 1-2 bisküvi atıyorum ağzıma. Malum günler tatlısız geçmiyor ne yazık ki. Sonra ertesi gün tartıya çıkınca yine de kilo vermiş olduğumu görüp çok seviniyorum 🙂 eskiden olsa bırakın vermeyi, kilo alırdım hemen. İyi ki oldum bu ameliyatı… 🙂

Loop Duodenal Switch (SADIS) Nedir – Op. Dr. Tuğrul DEMİREL

SADI-S operation

Aşağıdaki bilgiler Dr. Tuğrul Demirel’in sitesinden alınmıştır ama yukarıdaki illüstrasyon Op. Dr. Murat Üstün‘e aittir. Evet benim doktorum Tuğrul Demirel ama benim amacım hiçkimsenin reklamını yapmak değil, sadece bilgi vermek ve benim durumumda olanlara yardımcı olmak. (Dr. Tuğrul Demirel (Diasurg)‘i çok seviyorum ve ondan daha iyi bir doktor bulabileceğinizi de sanmıyorum ama sonuçta karar sizin. Bu ameliyatı olacaksanız mutlaka doktorunuzu iyi seçin ve daha önce opere ettiği hastalarıyla birebir konuşmak için doktorunuzdan izin isteyin ve aklınızdaki HER soruyu mutlaka önce doktorunuza, sonra bizzat bunu yaşayanlara sorun. Doktor bile bir yere kadar empati kurabiliyor. Hastanın halinden en iyi yine başka bir hasta anlıyor. Ve kesinlikle gözüm kapalı tavsiye ediyorum bu ameliyatı morbid obezlere, çok geç olmadan hayatınızı geri kazanın ve ne yapın edin ameliyat olun. İnanın hiç korkulacak bir şey yok. Ameliyat öncesi ve sonrası deneyimlerimi şurada paylaştım)

MORBİD OBEZİTE ve SÜPER OBEZİTE CERRAHİSİNDE en etkili metodlardan bir tanesi: SADİ-S AMELİYATI

 

SADİ-S Single Anastomosis Duodeno-Ileal Bypass adının kısaltılmış halidir. Klasik Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch ameliyatının daha basitleştirilmiş formudur. Duodenal Switch ameliyatında safrayı saptıran ikinci bir bağlantı yapılırken, SADİ-S ameliyatında, incebağırsakların son üçte birlik kısmı, doğrudan ve kesilmeden, mide çıkışına bağlanır. Anatomik şekil olarak Mini Gastrik Bypass ameliyatına benzesede, Mini Gastrik Bypass ameliyatından her açıdan çok daha üstün ve konforludur. 

 

SADİ-S (LOOP DUODENAL SWİTCH) AMELİYATININ ÜSTÜNLÜKLERİ:

 

Öncelikle SADİ-S Ameliyatının,  Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından en önemli farkı,  SADİ-S  ameliyatında geride kör mide bırakılmamasıdır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, mide eşit olmayan iki parçaya bölünür. Yemek borusunun komşuluğunda çok küçük bir mide aktif olarak kullanımda bırakılır ve bu küçük mideye aşağıdan çekilen ince bağırsak bağlantısı yapılır. Bu nedenle, midenin asıl büyük kısmı, tamamen kapalı olarak içeride atıl halde bırakılır. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, içeride işlevsiz olarak bırakılan bu mide bölümüne, ileride oluşabilecek hiçbir sorun için, endoskopi yoluyla bakmak olanağı olmaz. Çünkü yemek borusunun bu kalan mideyle bağlantısı kesilmiş olmaktadır. Oysa içeride kalan bu midede strese bağlı gastrit olabilir, ülserler çıkabilir hatta kanser olabilir. Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında bu durumlardan her hangi biri için bile erken tanı yada endoskopik tedavi olanağı tamamen ortadan kaldırılır.

 

Bunlardan başka, Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında, midenin uyarılmasını, sağlıklı çalışmasını, boşalma faaliyetini ve asit salgısını düzenleyen, “VAGUS” sinirleri ve mideye dağılan lifleri, kesilir. Geride işlevsiz bırakılan büyük midenin böylece, sinirsel uyarısı da bloke edilmiş olur.

 

Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında mide çıkışını kontrol eden, midenin erken boşalmasını veya ince bağırsaklardan mideye safralı içerik kaçmasını engelleyen “PİLOR KASI” işlevsiz hale gelir. Çünkü Hem Mini Gastrik Bypass ve hem R-Y Gastrik Bypass ameliyatında PİLOR KASI’da bypass edilir. Ayrıca PİLOR Kasının etkin çalışabilmesi için gerekli olan VAGUS sinirlerinin, Pilor Kasına giden lifleride bu mide bypasslarında kesildiğinden, kas fonksiyonel olarak da yetersizlik içine sokulmuş olur.

 

Özellikle Mini Gastrik Bypass ameliyatında, mide ile ince bağırsak arasında yapılan bağlantıdan, bol miktarda safra devamlı aktığı için, bu bağlantıda “Anastomoz Ülseri” dediğimiz ülserli yaralar daha sık görülür. Çünkü midemiz normalde az miktar safra reflüsüne karşı kendisini koruyabilir. Bunun için yeterli donanıma sahiptir. Bir kere ameliyatsız midenin hacmi ve mide öz suyu salgısı büyüktür ve içine gelen safralı içeriği rahatça kontrol edebilir. Ayrıca normal mide çıkışında bulunan ve Vagus sinirleri ile tam olarak uyarılan PİLOR KASI, normalde ameliyatsız mideye aşırı safra kaçağını engeller.

 

Oysa Mini Gastrik Bypass ameliyatında

 

1. Aktif mide öncekine kıyasla çok küçük hacime ufaltılır.
2. Mide hacmi çok küçüldüğü için mide öz salgısıda o bölümde aşırı azalır.
3. İnce Bağırsak ile yapılan bağlantı stapler ile ve çok geniş yapıldığındanve pilor kasını bypass ettiğinden,  yukarıdan gelen safra, o küçük mideyi yıkayarak aşağıya devam etmek zorunda kalır.
4. Hem mide hacimi küçüldüğünden, hem küçülen midenin safrayı bertaraf etmesi beklenen öz salgısı azaldığından, hem de ameliyatsız halde aktif çalışan Pilor Kasının, Mini Gastrik Bypass ile işlevsizleştirilmesi nedeniyle, ameliyat öncesine göre orantısız şekilde artan safra reflüsünün neticesi, çok daha yüksek ülser riskidir.

 

Aşağıdaki Op. Dr. Tuğrul Demirel’e ait SADI-S ameliyatı çizimi. Burada midenin alınan kısmını daha net görebiliyorsunuz.

SADI-S ameliyatı

 

SADİ-S AMELİYATININ (LOOP Duodenal Switch) AVANTAJLARI:
1. Midenin dış kısmı çıkartılır ve içeride bırakılmaz.
2. Mide tüpleştirlerek kısmen küçültülür. Midenin uzunlamasına yapısı korunur.
3. Mideyi sinirsel olarak uyaran “VAGUS SİNİRLERİ” tamamen korunur. 
4. Mide çıkışını kontrol eden “PİLOR KASI” tüm işlevleri ile korunur. 
5. Aşağıdan getirilen ince bağırsak, mideye değil, Pilor kasından sonraki başka bir ince bağırsak bölümüne bağlanır.
6. Yapılan bağlantının her iki tarafı da safra ile temasa göre farklılaşmış ince bağırsak olduğundan, “ANASTOMOZ ÜLSERİ” HİÇ GÖRÜLMEZ. 
7. Mide hacmi çok geniş bırakılır. Yemek porsiyonları hiçbir obezite cerrahisi ameliyatı ile kıyaslanmayacak kadar fazla ve tatminkar olur.
8. Geride kapalı yada kör mide bırakılmadığı için, bütün Duodenal Switch ameliyatları gibi, SADİ-S ameliyatı sonrasında mide, endoskopik olarak rahatlıkla değerlendirilir.
9. Duodenal Switch ameliyatları, en etkili ve etkisi en kalıcı obezite cerrahisi yöntemleridir.
10. Özellikle morbid obezite ve süper obezite ile birlikte olan Şeker Hastalığının tedavisinde ve bu kontrolün kalıcılığında, Duodenal Switch ameliyatları, Mini Gastrik Bypass ve R-Y Gastrik Bypass ameliyatından bariz olarak üstündür.

 

Loop Duodenal Switch (SADI-S) Ameliyatı Hikayem

Merhaba,

Tam 2 ay önce ameliyat oldum. Çevremdekilere dediğim gibi basit bir “mide ameliyatı” geçirmedim aslında. Tüm hayatımı kökten değiştiren bir metabolizma ameliyatıydı bu. Bir obezite ameliyatı geçirdim. Hayır kelepçe taktırmadım. Herkes ilk önce bunu sordu bana. Kelepçe mi diye. Evet en çok bilinen ve en yaygın olan kelepçe yöntemi. Ama artık eski, demode, etkisinin geçici olduğu ispatlanmış ve tercih edilmeyen bir yöntem. Hala yapılıyor pek çok yerde ama eğer siz kelepçe taktırmayı düşünüyorsanız vazgeçin. Çünkü gerçekten uzun vadede bir işe yaramıyor, komplikasyonları çok fazla ve kelepçeyi çıkarttırdığınızda verdiğiniz kiloları korumakta zorluk çekmeniz de cabası. Bunları ben değil, çok sevgili doktorum Tuğrul Demirel diyor. Sadece o değil, obezite cerrahisinde uzman olan pek çok hekim de aynı fikirde. E yapan yok mu hala bu ameliyatı, var. Ekmek parası diyelim…

Bu blogu açmamın TEK sebebi, benim gibi hayatı boyunca obeziteden muzdarip olan ve hasbel kader Google’da obezite cerrahisi ile ilgili araştırma yaparken bu blogu bulan ve ameliyat olmayı düşünen kişilere yardımcı olmak. İnanın ben 5 sene kadar araştırdım bu ameliyatları. Hatta obezite cerrahisinin varlığını keşfettiğim yıllarda Duodenal Switch ameliyatı -tabiri caizsa- daha piyasada yoktu 😀

Çok kısaca kişisel geçmişimden bahsedeyim size. Şu anda 30 yaşındayım. Bu ameliyatı olmaya karar verdiğimde -daha doğrusu cerrahi yöntemlerin benim için bir seçenek olabileceğini fark ettiğimde- 110-120 kg. civarındaydım. 2008 yılında kendi imkanlarımla 90-95 kiloya kadar düştüm. Ki boyum da 1.75’e yakın olduğundan çok da fena görünmüyordum, iyi bile hissediyordum kilo verdiğim için. Ama spor ve diyetlerin etkisi asla sonsuza kadar sürmüyordu  çünkü ikisini de sıkılıp birkaç ay içinde bırakıyordum. Defalarca 20-30 kilo birden verdim liseden beri. Ama hepsini misliyle geri aldım. Ve 30 yaşıma geldiğimde artık 143 kilo olmuştum. Evet inanması çok güç ama “benim gibi olanlar” neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaktır. Bir insan evladı nasıl o kadar kilo alabilir diye ben bile düşünmüyor değilim. Benim tüm ailem şişman. Obezite bizde genetik. Evet bunun arkasına saklanmıyorum ama genetik yatkınlık ÇOK önemli obezitede. Tuğrul Demirel hocamın bu konuda yazdığı yazıyı şuradaki linkten okuyabilirsiniz. Yani eğer hayata bir obez olarak -ya da bir diğer deyişle obezite geni taşıyarak- başladıysanız, tüm hayatınızı spor ve diyetle geçirmek zorundasınız. Aksi takdirde ya kilolarıyla barışık bir şişman olarak yaşamaya devam etmek ya da bu ameliyatı olmak durumundasınız. Çünkü inanın bana o, geleneksel yöntemlerle zayıfladığınızda o kilolar geri geliyor… Er ya da geç! Ve hiçbir obez, güç bela verdiği kiloları geri almak istemez. “ay benim 5 kilo fazlam var, dukan diyeti mi yapsam” diyenlerden söz etmiyorum!! eğer onlardan biriyseniz, bu blog size hitap etmiyor 🙂 gidin güzel güzel verin 5 kilonuzu, siz “bizden” değilsiniz 😀

Nerede kalmıştık.. 135 kiloyken evlendim ve 1 sene dolmadan evliliğin verdiği rehavet ve kocama güzel yemekler yapma arzusuyla 10 kilo daha aldım. Dedim artık bu iş böyle olmayacak. Eşim de yemek yemeyi çok seviyor ve ileride bebek de yapmak istiyoruz. Ama bu kiloyla bu imkansız. İnsülin direncim de var çünkü. E o zaman daha ne duruyorsun dedim kendime. Şimdiye kadar gözümü korkutup da yaptırmadığım ameliyat dosyasını yeniden açtım. Araştırmalara kaldığım yerden devam ettim ve yeni bir yöntem keşfettim: Duodenal Switch!

Tabi ben Duodenal Switch yerine Loop Duodenal Switch, yani SADI-S ameliyatını tercih ettim. Çünkü tek anastomozlu, yani 2 yerine 1 bağlantı noktası var bağırsaklarda. Ve bağırsaklarda emilimin gerçekleştiği yer daha uzun (250 cm kadar) (Bunlar size belki bir şey ifade etmiyor şu anda ama okudukça daha iyi anlayacaksınız)

Peki nedir SADI-S? öğrenmek için tıklayın